Bak şimdi hayal ediyorum. Eski resimlerden bir tane resmi seçtim kendime, karşısına geçtim mal gibi hayal ettim.
Deniz, güneş, bira..
Köpeğim ve ben..
Aldığım kiloları saklamak için yanımdan ayırmayacağım havlum ve iyice kavrulayım diye havuçlu güneş kremim var yanımda...
Elimde kitabım..
Siktir lan, çok güzel!!!
Burda oturdum ezik gibi hayal kuruyorum. Gerçek hayata dönmek gerekirse, 2 gün sonra bir tane sınavım var ve okumam gereken kitap sanırım 800 sayfa falan. Sonra stajım başlıyor, allah bilir yine Adliye'lerde koşturmaktan imanım gevricek. İşte ancak iş çıkışı ofisten dönerken kafamı Metrobüsün camına yaslarım hayal kurarım.
Lan, bir allahın kulu da demiyor ki siktir et sınavmış stajmış, atla bir otobüse bas git.
BOK!
Neyse, bugünlük hayallerim bu kadar.
Sevgiyle kalın dicem de, aranızda kumsalların kumlarını attırıp, denizde bir yunus vari yüzenler varsa, hele bir de bu yüzenler zayıfsa, siz sevgiyle kalmayın olur mu? Siz kavrulun sıcaktan ama yoğurt bulamayın.
MUCK.
8 Haziran 2012 Cuma
4 Haziran 2012 Pazartesi
Kürtaj yasaklanıyor dediler, yazalım dedik.
"Kürtaj yasaklansın" diyenler şimdi izninizle ifade özgürlüğü olan bi ülkede yaşadığımı hesaba katarsak, söyleyeceklerim var. İfade özgürlüğüm halen var dimi, henüz onu yasaklamadınız?! Neyse.
Kürtajı yasaklarsanız ne olacak biliyor musunuz? İnsanlar daha az sevişmeyecek. İnsanlar evlenmeden önce yatağa girmeyelim de demeyecek. İnsanlar ölecek. Neden mi? Çünkü Türk milletinin o yıkılmaz kurallarının içinde bir yerde, insanlar halen kendi istediklerini yapıyorlarda, ondan!
18 yaşının üzerinde olup reşit olan bir kızın cinsel birliktelik yaşamasından sonra hamile kalması durumunda, ne olacak biliyor musunuz? Evli değil, yaşamış ama şans bu ki olmuş işte. Babasından kaçacak, annesinden kaçacak. Kaçamazsa ne olacak biliyor musunuz? Siz hani "bebek doğsun biz bakarız diyorsunuz" ya, belki de siz o bebeğe bakamadan onun ailesi o kıza zulm edecek. Neden mi? Çünkü burası Türkiye! Çünkü bunları diyen ben bile, böyle bir durumda babamın çok da avrupai davranıp, "tamam kızım güzel sevişmişsin ama spermler içine biraz fazla kaçmış demekki, dert değil ben bakarım" demeyeğini biliyorum! Çünkü ne yazıkki halen burası Türkiye! Ataerkil bir toplumda yaşıyoruz ve bu ülkede namus ne yazık ki "bacak arasındaymışçasına" kabul görüyor. Yani çoğu aileler bakımından bu böyle..
Ama bilmeniz gereken birşey daha var. Şimdiki jenerasyon pek de siklemiyor işin aslı bu durumu. 18 yaş altı bekaretini kaybedenlerin sayısına bir bakın, 18 yaş üstü ama evlenmemiş çoğu insanın cinsel ilişkiye girme oranlarına bir bakın.Siz kürtajı yasaklayacağınıza insanları bilinçlendirmeyi deneseniz mesela! Korunma yöntemlerini "gençlere" öğretmek varken, din ile bağdaşmadığını düşündüğünüz tüm ilkelerinizi bize empoze etmeye çalışmayı seçin! Pardon empoze etmek kelimesi yanlış oldu, dayatmak diyelim!
"Kürtaj cinayettir" diyen ve bunu doğru kabul eden kesim; siz sanıyor musunuz ki bir annenin karnında yaşayan bir varlığı öldürmek için girişimde bulunması kolay? Yaşı kaç olursa olsun, bir kadın hamile kaldığı anda annedir. Ve siz kürtajı zevklerinden mi yaptırıyorlar diye düşünüyorsunuz? Ama size göre "o zaman sevişmesinler" değil mi? Seviştilerse, sorumluluğunu alsınlar dimi?
Yazık. Böyle bir ülkede yaşıyorum işte ben. Elalemin bacak arasının derdinin hükümeti gerdiği çok belli. Yazık!
Ha sadece genç yaştaki insanların neden kürtaj yaptırdığına değinmeyi geçtim, evli barklı insanlar neden yaptırıyor biliyor musunuz? Hani hadi gençler sikinin keyfine baktı da, hamilelik sonrasında baba korkusu, namus korkusu derken kürtaja başvurdu, peki ya evliler?
Kürtaj yapılmasın, siz bakarsınız dimi? Asgari ücretle geçimini sağlayan ailelere bakın bi, sadece bi bakın ya! Devlet hastanelerinin durumuna bakın, karın tokluğuna çalışan insanlara bi bakın, devlet okullarının haline bakın bir ya! Ayda 700-800 lirayla aile geçindirmeye çalışanlara bi bakın. Onlar doğursun, onlar sonra sokağa atsın, onlar BAKAMASIN ve KÜRTAJ YASAKLANSIN! Değil mi?
Sonra neden fakirlik oranı bu kadar yüksek...
Yazık.
Böyle bir ülkede yaşıyorum işte ben. Hukukun çizdiği sınırlar içerisinde, kendisiyle çelişen bir devlet.
Evet bir canlı kalp olarak oluşuyor. Anne karnındaki bir bebek ilk olarak kalp olarak oluşuyor, sonra diğer tüm organları meydana geliyor. Acı bi duygu evet. Atan bir kalbi durdurmak zorunda kalmak...
Ama inanın hiç bir "anne" isteyerek yapmaz bunu. Hiç bir anne, bakabilecekken, imkanları varken, sadece istemedi diye yapmaz bunu.
Evet atan kalbi durdurmak. Boktan bir şey ama seçim hakkı o canlıyı karnında taşıyanda, evlilerde ise o canlıyı oluşturan anne babada. Türk ceza kanunu uyarınca bir canlının yaşam hakkının olabilmesi için o canlının anneden tam ve sağ doğması lazım! Yani doğumdan önce yaşam hakkı olmaz. Hukuken olmaz. Atan bir kalp, hukuken "yaşam hakkına" sahip değil, üzgünüm. Şimdi kürtaj yasaklansın diyenler, siz tüm hukuku değiştirin olur mu? Siz bize dayatın anasını satayım. Siz sezeryanı da kabullenemiyorsunuz zaten - ki sezeryan sadece bir doğum usulü- neyse!
Şimdi siz kürtajı yasaklayın. Tecavüzcüler suç işlemekten çekinmez olsun. Siz kürtajı yasaklayın evlenmeden birlikte olmuş gençler daha çok namus cinayetine kurban gitsin. Yada siz yasaklayın, sokaklarda bir sürü bakılamayan, aç, eğitimden uzak kalmak zorunda bırakılan çocuklar gezinsin.
Yazık.
Kadınların bacak arası, hükümeti baya germiş demek ki...
Bence siz elalemin tercihlerini dayatmalarınızla engellemek yerine, prezervatif'e hücüm diye sloganlar atın! İnsanları bilinçlendirin. İnsanların kürtaja başvurmasını "yasaklarla" engellemektense, başvurmadan önce, o başvurma sebeplerini en aza indirmeye çalışın. Bu kadar zor olmasa gerek dimi? Ama din ile bağdaşmıyor tabi "korunma yolları" dimi? Sizin kitabınızda hak ve özgürlüklerden öte, sizin düşünceleriniz yazıyor. Sizin kitabınızda kürtaj yasak yazıyor, ama korunma yöntemleri yazmıyor. Değil mi?
Ha bişey daha, ifade özgürlüğüm vardı dimi?
Saygılar,
Kürtajı yasaklarsanız ne olacak biliyor musunuz? İnsanlar daha az sevişmeyecek. İnsanlar evlenmeden önce yatağa girmeyelim de demeyecek. İnsanlar ölecek. Neden mi? Çünkü Türk milletinin o yıkılmaz kurallarının içinde bir yerde, insanlar halen kendi istediklerini yapıyorlarda, ondan!
18 yaşının üzerinde olup reşit olan bir kızın cinsel birliktelik yaşamasından sonra hamile kalması durumunda, ne olacak biliyor musunuz? Evli değil, yaşamış ama şans bu ki olmuş işte. Babasından kaçacak, annesinden kaçacak. Kaçamazsa ne olacak biliyor musunuz? Siz hani "bebek doğsun biz bakarız diyorsunuz" ya, belki de siz o bebeğe bakamadan onun ailesi o kıza zulm edecek. Neden mi? Çünkü burası Türkiye! Çünkü bunları diyen ben bile, böyle bir durumda babamın çok da avrupai davranıp, "tamam kızım güzel sevişmişsin ama spermler içine biraz fazla kaçmış demekki, dert değil ben bakarım" demeyeğini biliyorum! Çünkü ne yazıkki halen burası Türkiye! Ataerkil bir toplumda yaşıyoruz ve bu ülkede namus ne yazık ki "bacak arasındaymışçasına" kabul görüyor. Yani çoğu aileler bakımından bu böyle..
Ama bilmeniz gereken birşey daha var. Şimdiki jenerasyon pek de siklemiyor işin aslı bu durumu. 18 yaş altı bekaretini kaybedenlerin sayısına bir bakın, 18 yaş üstü ama evlenmemiş çoğu insanın cinsel ilişkiye girme oranlarına bir bakın.Siz kürtajı yasaklayacağınıza insanları bilinçlendirmeyi deneseniz mesela! Korunma yöntemlerini "gençlere" öğretmek varken, din ile bağdaşmadığını düşündüğünüz tüm ilkelerinizi bize empoze etmeye çalışmayı seçin! Pardon empoze etmek kelimesi yanlış oldu, dayatmak diyelim!
"Kürtaj cinayettir" diyen ve bunu doğru kabul eden kesim; siz sanıyor musunuz ki bir annenin karnında yaşayan bir varlığı öldürmek için girişimde bulunması kolay? Yaşı kaç olursa olsun, bir kadın hamile kaldığı anda annedir. Ve siz kürtajı zevklerinden mi yaptırıyorlar diye düşünüyorsunuz? Ama size göre "o zaman sevişmesinler" değil mi? Seviştilerse, sorumluluğunu alsınlar dimi?
Yazık. Böyle bir ülkede yaşıyorum işte ben. Elalemin bacak arasının derdinin hükümeti gerdiği çok belli. Yazık!
Ha sadece genç yaştaki insanların neden kürtaj yaptırdığına değinmeyi geçtim, evli barklı insanlar neden yaptırıyor biliyor musunuz? Hani hadi gençler sikinin keyfine baktı da, hamilelik sonrasında baba korkusu, namus korkusu derken kürtaja başvurdu, peki ya evliler?
Kürtaj yapılmasın, siz bakarsınız dimi? Asgari ücretle geçimini sağlayan ailelere bakın bi, sadece bi bakın ya! Devlet hastanelerinin durumuna bakın, karın tokluğuna çalışan insanlara bi bakın, devlet okullarının haline bakın bir ya! Ayda 700-800 lirayla aile geçindirmeye çalışanlara bi bakın. Onlar doğursun, onlar sonra sokağa atsın, onlar BAKAMASIN ve KÜRTAJ YASAKLANSIN! Değil mi?
Sonra neden fakirlik oranı bu kadar yüksek...
Yazık.
Böyle bir ülkede yaşıyorum işte ben. Hukukun çizdiği sınırlar içerisinde, kendisiyle çelişen bir devlet.
Evet bir canlı kalp olarak oluşuyor. Anne karnındaki bir bebek ilk olarak kalp olarak oluşuyor, sonra diğer tüm organları meydana geliyor. Acı bi duygu evet. Atan bir kalbi durdurmak zorunda kalmak...
Ama inanın hiç bir "anne" isteyerek yapmaz bunu. Hiç bir anne, bakabilecekken, imkanları varken, sadece istemedi diye yapmaz bunu.
Evet atan kalbi durdurmak. Boktan bir şey ama seçim hakkı o canlıyı karnında taşıyanda, evlilerde ise o canlıyı oluşturan anne babada. Türk ceza kanunu uyarınca bir canlının yaşam hakkının olabilmesi için o canlının anneden tam ve sağ doğması lazım! Yani doğumdan önce yaşam hakkı olmaz. Hukuken olmaz. Atan bir kalp, hukuken "yaşam hakkına" sahip değil, üzgünüm. Şimdi kürtaj yasaklansın diyenler, siz tüm hukuku değiştirin olur mu? Siz bize dayatın anasını satayım. Siz sezeryanı da kabullenemiyorsunuz zaten - ki sezeryan sadece bir doğum usulü- neyse!
Şimdi siz kürtajı yasaklayın. Tecavüzcüler suç işlemekten çekinmez olsun. Siz kürtajı yasaklayın evlenmeden birlikte olmuş gençler daha çok namus cinayetine kurban gitsin. Yada siz yasaklayın, sokaklarda bir sürü bakılamayan, aç, eğitimden uzak kalmak zorunda bırakılan çocuklar gezinsin.
Yazık.
Kadınların bacak arası, hükümeti baya germiş demek ki...
Bence siz elalemin tercihlerini dayatmalarınızla engellemek yerine, prezervatif'e hücüm diye sloganlar atın! İnsanları bilinçlendirin. İnsanların kürtaja başvurmasını "yasaklarla" engellemektense, başvurmadan önce, o başvurma sebeplerini en aza indirmeye çalışın. Bu kadar zor olmasa gerek dimi? Ama din ile bağdaşmıyor tabi "korunma yolları" dimi? Sizin kitabınızda hak ve özgürlüklerden öte, sizin düşünceleriniz yazıyor. Sizin kitabınızda kürtaj yasak yazıyor, ama korunma yöntemleri yazmıyor. Değil mi?
Ha bişey daha, ifade özgürlüğüm vardı dimi?
Saygılar,
3 Haziran 2012 Pazar
kendin gibi olmak..
Sevgi, yaninda rol yapmayi istemedigin insana duydugun duygudur. Hayatinda olsun olmasin, o insanı seversin.. Sana kendini hatrlattgi icin..
Rejim mi? O ne yaaa??
"Rejim'e girdim yaa" diip tüm gün aç gezdikten sonra dayanamayıp 3 günlük yemeği biranda yemek diye de birşey var hani. Ben buldum.
Sevgiler,
Sevgiler,
evli evine, köylü köyüne.
Bir anıyı görmek için koşarsın onu görmeye,
Bi bok göremeden tırıs tırıs dönersin evine...
Bak böyle başlayınca nakarat gibi oldu, kafiye falan yaptım da, YOKTU LAN!!
Yani bir anıyı görebilme umuduyla gidip, bir bok bulamadan evine dönünce insan tabi bir hüsranlar, bi tripler falan.
Geçen akşam ben benim ex'in lisesinin mezunlar gününe gittim. Zaten hani resmen parladım o okulun içinde. O okuldan değilim, kimseyi tanımıyorum ama neymiş efendim "belki görürmüşüm"...
Görmedim, evime döndüm.
Böylelikle de anladım ki, bir anı'ya koşmak hiç bir zaman ileri götürmüyormuş seni.
Geçmişimdeki birini görmek için gittiğimde, geleceğimden kaçtığımı da farkettim.
Görsem ne değişecekti bilmiyorum da, göreydim iiydi yani. Çok zaman sonra görmeyi istemiştim yalan değil. Neyse, elimden geleni yaptım. Benim lisem olmamasına rağmen herifin lisesinin mezunlar gününe bile gittim, o gelmediyse, ben ne yapayım!? Benim olmayana benimmişçesine gittim, gelen olmadı.. Ben daha ne yapayım?
Zaten içkiye de çok para verdim. Amannnn...
Boşu boşuna geçen bir gece işte. Peh!
Bi bok göremeden tırıs tırıs dönersin evine...
Bak böyle başlayınca nakarat gibi oldu, kafiye falan yaptım da, YOKTU LAN!!
Yani bir anıyı görebilme umuduyla gidip, bir bok bulamadan evine dönünce insan tabi bir hüsranlar, bi tripler falan.
Geçen akşam ben benim ex'in lisesinin mezunlar gününe gittim. Zaten hani resmen parladım o okulun içinde. O okuldan değilim, kimseyi tanımıyorum ama neymiş efendim "belki görürmüşüm"...
Görmedim, evime döndüm.
Böylelikle de anladım ki, bir anı'ya koşmak hiç bir zaman ileri götürmüyormuş seni.
Geçmişimdeki birini görmek için gittiğimde, geleceğimden kaçtığımı da farkettim.
Görsem ne değişecekti bilmiyorum da, göreydim iiydi yani. Çok zaman sonra görmeyi istemiştim yalan değil. Neyse, elimden geleni yaptım. Benim lisem olmamasına rağmen herifin lisesinin mezunlar gününe bile gittim, o gelmediyse, ben ne yapayım!? Benim olmayana benimmişçesine gittim, gelen olmadı.. Ben daha ne yapayım?
Zaten içkiye de çok para verdim. Amannnn...
Boşu boşuna geçen bir gece işte. Peh!
31 Mayıs 2012 Perşembe
Kaçamamışım.
Herşeyden kaçtım.
Resimlere bakmaktan, bazı caddelerden geçmekten, seni görmekten..
Herşeyden kaçtım.
Sonra bir anda, gecenin bir saatinde,
Final döneminde olmama rağmen, görmek istedim seni.
Görmek istedim senli beni.
Kapattım defteri kitabı, baktım resimlere.
İki saniye sürmedi be, iki saniye!
3-5 damla yaş süzüldü.
Sonra durdum, sigaramı yaktım.
Bişey farkettim ben bu gece..
Sensiz yaşıyorum. Hatta baya baya da iyi yaşıyorum yani.
Sensiz olmuyor diye bişey yok da; bişey var işte : Meğer senle yaşamak çok güzelmiş..
Hatırlayınca anladım.
Senden kaçmışım da, seni sevmekten kaçamamışım meğer ben.
Resimlere bakmaktan, bazı caddelerden geçmekten, seni görmekten..
Herşeyden kaçtım.
Sonra bir anda, gecenin bir saatinde,
Final döneminde olmama rağmen, görmek istedim seni.
Görmek istedim senli beni.
Kapattım defteri kitabı, baktım resimlere.
İki saniye sürmedi be, iki saniye!
3-5 damla yaş süzüldü.
Sonra durdum, sigaramı yaktım.
Bişey farkettim ben bu gece..
Sensiz yaşıyorum. Hatta baya baya da iyi yaşıyorum yani.
Sensiz olmuyor diye bişey yok da; bişey var işte : Meğer senle yaşamak çok güzelmiş..
Hatırlayınca anladım.
Senden kaçmışım da, seni sevmekten kaçamamışım meğer ben.
o şarkı, evet.
Meraba, ben her dinleyişinde aklına eski sevgilini getiren şarkı.
Ağzına sıçtığımı biliyorum.
Ağzına sıçtığımı biliyorum.
30 Mayıs 2012 Çarşamba
fotoğraf karesi...
Bi anda tek bi fotografla canlanır yine o bilindik his..
masumiyet hala gizli biyerlerde.
tanımadığım birinde rastladım bugün o şeffaf gülümsemeye,
içtendi, konuşurcasına gülümsedi..
sözcükler vardı sanki dudaklarında,
konuşmadan anlattı kendini bana.
uzun zamandır görmediğim güzellikte gülümsedi biri bana bu gece.
tanımadığım,bilmediğim, hiç görmediğim biri.
senin eski zamanlarındaki gibi..
aradaki tek fark;
sen gerçektin, o ise fotograf karesi..
masumiyet hala gizli biyerlerde.
tanımadığım birinde rastladım bugün o şeffaf gülümsemeye,
içtendi, konuşurcasına gülümsedi..
sözcükler vardı sanki dudaklarında,
konuşmadan anlattı kendini bana.
uzun zamandır görmediğim güzellikte gülümsedi biri bana bu gece.
tanımadığım,bilmediğim, hiç görmediğim biri.
senin eski zamanlarındaki gibi..
aradaki tek fark;
sen gerçektin, o ise fotograf karesi..
he aynen böyle işte.
Bak şimdi "<3" yapınca bunun kalp olduğunu söylüyoruz ya; heh işte onun tersini yapınca da, yani "3<" yapınca da göte giren şemsiye oluyor..
Yani diyorum ki, aşk kısaca böyle birşey....
Yani diyorum ki, aşk kısaca böyle birşey....
29 Mayıs 2012 Salı
Bıraktığın gibi kalmadı hiç birşey...
Bıraktığın gibi kalmadı hiç bişey...
Çünkü sen bırakırken, ben çoktan değişmiştim.
Sen giderken, ben kalmadım diye,
Lanet ediyorum işte bazen.
Neden? diye sormanın hiç bişey değiştirmeyeceğini bildiğim için..
Geçicek biliyorum,
AMA HALA GEÇMEDİ.
Özlem değil bendeki, acı değil, öfke değil.
Farklı bir duygu bu sanki,
Sanki her yeni insanda seni arayıp, bulamayınca; nereye gideceğimi bilememek gibi..
Bilmiyorum nereye gideceğimi..
Olmuyor.
Ne aradığımı bilmiyorum ama bulduklarıma bakınca aradığım şeyin bunlar olmadığını biliyorum bak!
Olmuyor...
Sonra derken,
İçime bir şey oturuyor.
Yalnızlık...
Kalabalık bir insanken, ne kadar yalnız olduğumu hissediyorum.
Gülümserken sahte olmayı sende unutmuştum çünkü..
Bana koyan siktirip gitmen değil zaten,
Bana koyan giderken beni benden alıp da gitmen...
Ama,
Yaşıyorum.
Yani yarım yamalak işte..
Nasıl yaşadığımı bende bilmiyorum ama, etkisiz eleman oluyor insanlar hayatıma.
Ve sonra,
Haykırasım geliyor, "gel" diye.
Ama vazgeçiyorum.
Sen sakın gelme bir daha bana.
Kaç kez geldin, ama aslında sen bir kez gittin benden!
O lanet gece de, gittin.
Bir daha gelme o yüzden.
Ama bil be, bil en azından.
OLMUYOR!
Olmamasının nedeni de şu : Bıraktığın gibi kalmadı ki hiç birşey...
Çünkü sen bırakırken, ben çoktan değişmiştim.
Sen giderken, ben kalmadım diye,
Lanet ediyorum işte bazen.
Neden? diye sormanın hiç bişey değiştirmeyeceğini bildiğim için..
Geçicek biliyorum,
AMA HALA GEÇMEDİ.
Özlem değil bendeki, acı değil, öfke değil.
Farklı bir duygu bu sanki,
Sanki her yeni insanda seni arayıp, bulamayınca; nereye gideceğimi bilememek gibi..
Bilmiyorum nereye gideceğimi..
Olmuyor.
Ne aradığımı bilmiyorum ama bulduklarıma bakınca aradığım şeyin bunlar olmadığını biliyorum bak!
Olmuyor...
Sonra derken,
İçime bir şey oturuyor.
Yalnızlık...
Kalabalık bir insanken, ne kadar yalnız olduğumu hissediyorum.
Gülümserken sahte olmayı sende unutmuştum çünkü..
Bana koyan siktirip gitmen değil zaten,
Bana koyan giderken beni benden alıp da gitmen...
Ama,
Yaşıyorum.
Yani yarım yamalak işte..
Nasıl yaşadığımı bende bilmiyorum ama, etkisiz eleman oluyor insanlar hayatıma.
Ve sonra,
Haykırasım geliyor, "gel" diye.
Ama vazgeçiyorum.
Sen sakın gelme bir daha bana.
Kaç kez geldin, ama aslında sen bir kez gittin benden!
O lanet gece de, gittin.
Bir daha gelme o yüzden.
Ama bil be, bil en azından.
OLMUYOR!
Olmamasının nedeni de şu : Bıraktığın gibi kalmadı ki hiç birşey...
27 Mayıs 2012 Pazar
Al bide burdan bak.
Meraba ben çilekli bira.
Dudağını ısırarak foto çektirirsen kitabın basılma ihtimali daha çok dediler, hemen yaptım.
Ha bide, burnum estetik değil.
Çilekli bira'nın yan etkisi bu. Böyle bi kafaya bürünüyosun işte içince. Boşa demiyorum kendime çilekli bira diye. Bünyesine etki ettiğim insanlar bir daha mutsuz olamıyor, öyle bir etkim var işte benimde :)
Ordan bakınca tam depresyondayım, acıların kızıyım gibi duruyo dimi? Biliyorum lan, amaç oydu zaten. Hani böyle üzüntülü kız modunda takılayım da insanlar beni üzgün sansın benimle ilgilensinler diye. Hep ilgi çekme çabası hep... Ah, Ah bu pozu vericem diye de kaç tane kahkahalı foto geçirdik bi bilseniz? İnsan paso gülünce tabi, üzgünmüş gibi yapması zor oluyo.. Lan aslında şimdi detaylı inceledim de, bunda bile hafif bi tebessüm var sanki dudaklarımda, bi huzur var yani..Sikiim ya, bi üzgün pozu bile veremedim.
Neyse, allah neşemizi bozmasın :)
Sevgiler,
Şemsiye'den bize not
Meraba, ben göte giren şemsiye.
Finallerden sonra sizinle çok haşır neşir olacağım, hazırlayın lan kendinizi. Öyle tüm sene yan gelip yattınız, son gece sabahladınız falan ya; heh, YETMEZ!
Final notlarınız bir açıklansın, hepinizle ayrı ayrı ilgileneceğim gençler,
Sevgi ile kalın,
Göte giren şemsiye.
Finallerden sonra sizinle çok haşır neşir olacağım, hazırlayın lan kendinizi. Öyle tüm sene yan gelip yattınız, son gece sabahladınız falan ya; heh, YETMEZ!
Final notlarınız bir açıklansın, hepinizle ayrı ayrı ilgileneceğim gençler,
Sevgi ile kalın,
Göte giren şemsiye.
25 Mayıs 2012 Cuma
Yok olmaktan daha zormuş, son olması...
Sanırım onu son kez görmüşüm, yeni anladım.
Hiç unutmayacağım seni!
Bu gece bir şey öğrendim ben, bu his ile beraber.. Hayatımda ilk kez böyle bir duygu tattığım için, bundan da bir şey öğrendim : Yok olmaktan daha zormuş, son olması....
Hoşçakal Dolodores,
Bir adam.
Hayatım boyunca "Bir adam tanıdım, hayatım değişti" demek isterdim; şimdi diyorum.
Takdir edersiniz ki, hayatımın içine sıçmış olması da bir değişim sebebi tabi...
Takdir edersiniz ki, hayatımın içine sıçmış olması da bir değişim sebebi tabi...
20 Mayıs 2012 Pazar
Cool bir Hukukçu'nun Final Dönemi.
Cool bir hukukçu'nun finale hazırlanma dönemi:
1.Etap:
- "Hassiktir lan, final tarihleri açıklanmış kanka".
- "Aynen abi ya, vizeler de bok gibi. Acilen başlamak lazım çalışmaya"
Bu konuşmaların olduğu esnada, insanların kendine "finallerde kurtarırız" düşüncesine nasıl da inanmış olduğu gözlerden kaçmaz. İnanırlar çünkü! Hani ne var lan, topu topu finaller yani, ölüm değil ya, yapılır.
Final tarihleri açıklandıktan sonra, "bu dakkadan sonra her derse gideyim bari" deme durumları başlar. Ama finallere zaten 1 hafta kalmıştır. Bu dakkadan sonra "gerçekten" her derse gidilse dahi, beyin anlamaz! Niye? Çünkü zaten konu hiç bilinmiyor olur. Adam son iki cümle söyleyince tüm konuyu anlayamaz bir hukukçu. Çünkü hukuk; "konular bütünüdür!" Yani böyle hepsi birbirine bağlıdır, tek halkayı bilmezsen eğer, her zaman en zayıf halka olmak zorundasındır!
2.Etap:
Final tarihleri açıklanmıştır, o ilk haftasonunda asla ama asla hiç bir kitabın kapağı açılmaz! Çünkü daha finallerin başlamasına 1 hafta vardır, planlarda 1 hafta boyunca tüm derslere gitmek vardır - bir bütün dönem gitmemiş, sadece 1 hafta gidecek bak, dikkatini çekerim- Ha bir de, haftasonu yani, ne bokuma ders çalışcak ki bir hukukçu?
Pazartesinin geldiği anda; sabah uyanmaz o hukukçu. Uyumaya devam eder ve yine gitmez!! Uzaktan eğitim görüyormuşçasına, uyanır, kalhvaltısını falan eder, elalem okulda olsun, onu bağlamaz. O cool'dur çünkü! Sonra tam böyle sigarasını içerken, yanına bir adet Yusuf yaklaşır ve, "ananı bellicem senin finallerde hahahah" der! ve o an Cool hukukçu farkeder!
SİKTİR, HAKİKATEN FİNALLER GELİYOR!!
Hemen bu tarz düşüncelerini Facebook'ta, Twitter'da yaymaya çalışır ki; kendisi gibi cool hukukçular yorum yapsın, yalnız olmadığını hissetsin. Götünü biraz daha yayabilecek dayanaklar bulsun.
"Mehmet henüz başlamamış, demekki çok geç kalmadım. İpek halen notları bile almamış, hallederiz demek ki" diyebilsin!
3.Etap:
Son bir kaç gündeki rahatlığı hafif hafif bozulmaya başlar, "okula gideyim de, bari kendime verdiğim sözü tutmadım, son haftada bile derslere girmedim, giren insanların notlarını bulmalıyım lannnn" telaşı başlar.
Deli danalar gibi not arar! Tek not ile yetinmez, her ders için 2-3 not alır ki, vicdanı rahat etsin!!
Bir servet ödediği notları toparlar ama unuttuğu nokta şudur:
Finallerin başlamasına 1-2 gün kalmıştır!!!!
4.Etap:
Siktir lan, tüm notlar elimde, ama hangi birini okuyacağım! Şimdi önce ceza var, önce onu okusam, olmaz abi usul kitabını okumam lazım, o çok kalın! İş hukuku nolcak, onu da halter niyetine kullanıyordum da, okumaya kalksam 3 günümü alır. SİKTİR LAN!
Bu etap, "Ben şimdi ne yapacağım?" etabıdır.
Artık cool hukukçu farkındadır, finaller gelmiştir, o bir bok bilmemektedir, şu dakikadan sonra da çalışmak istese dahi süre yetmeyecektir.
5.Etap:
Özet bilgi aktarması etabıdır bu. Beynine özet bilgi yükler. Elindeki notlara göz gezdirir, azıcık konuyu kavramaya çalışır ve kanuna güvenir.
Cool hukukçunun en önemli özelliği budur : "kanunda herşey yazıyor yaaa" der! Ama hiç bir zaman da 100 almaz bir sınavdan! Lan madem kanunda herşey yazıyor, alsana 100!? Hem madem herşey yazıyor, bu hocalar ne sikim anlatıyor derste? Bu okula giden dersleri dinleyen öğrenciler ne öğreniyorlar? Olsun. Cool hukukçu hayatta Allah' inanmasa bile "kanunda herşey yazıyor yeeaa" düşüncesine inanır!!
6.Etap:
-"Kanka ben bu gece sabahlicam ya, uyuya falan kalırım beni de uyandırsana."
- "Okey ben uyandırırım da, bişey sorcam abi, taksirler adam yaralayan işçinin kusursuz sorumluluğu olur mu?" --- Siktir, bu böyle değildi! Hepsi birbirine girdi lan, ceza mı , iş hukuku mu, borçlar mı?
AMINA KOYAYIM, BEN NE YAPICAM?!!
7.Etap:
-"uyan kanka uyan, geç kaldık geçççç!!!"
- "abi son kez okuyamadık."
-"lan son kez okusak ne yazar, ne biliyoruz da son kez okuyoruz?
Dur bir sigara içelim de öyle girelim.
8.Etap:
Sınav sonrası etabıdır bu. Hiç uyunmamıştır ve bir gün sonra da başka bir final vardır.
Cool hukukçuların cümle hep aynıdır.
"Bok gibi geçti amına koyiim ya, of yarın da usul var, siktir şimdi eve gitsem uyusam biraz, sonra sabahlarız, sıçtık! Neyse önümüzdeki finallere bakcaz artık, şimdi sikilmiş götün davası olmaz, geçti bitti, hadi yarın görüşrüz cool'lar :) "
Kendime not:
Finallerin başlamasına an itibariyle 7 gün + 5 saat falan kaldı. Gayet cool'm. Yarın Pazartesi ve ben Selin diye bir arkadaşım ile buluşacağım mesela, dedikodular birikti tabi takdir edersiniz ki. Finaller geliyor diye aşk hayatımı yabana atamam. Salı'da yapmam gereken fuzuli işler var, ama anlamış olacaksın ki tüm fuzuli işler, derslerimden önemli. Çarşamba falan giderim işte okula, dur babamdan para alayım da, çok tutar şimdi onca not. Sonra bakarız duruma ya.
Geçeriz abi, nolcak? Topu topu Final lan! Her zaman dediğim gibi; SOMUT OLAYA BAKMAK LAZIM! sonra zaten kanunum da var. Kasmayın yahu, GEÇERİZ!!
Sevgiler,
Bir cool hukukçu
1.Etap:
- "Hassiktir lan, final tarihleri açıklanmış kanka".
- "Aynen abi ya, vizeler de bok gibi. Acilen başlamak lazım çalışmaya"
Bu konuşmaların olduğu esnada, insanların kendine "finallerde kurtarırız" düşüncesine nasıl da inanmış olduğu gözlerden kaçmaz. İnanırlar çünkü! Hani ne var lan, topu topu finaller yani, ölüm değil ya, yapılır.
Final tarihleri açıklandıktan sonra, "bu dakkadan sonra her derse gideyim bari" deme durumları başlar. Ama finallere zaten 1 hafta kalmıştır. Bu dakkadan sonra "gerçekten" her derse gidilse dahi, beyin anlamaz! Niye? Çünkü zaten konu hiç bilinmiyor olur. Adam son iki cümle söyleyince tüm konuyu anlayamaz bir hukukçu. Çünkü hukuk; "konular bütünüdür!" Yani böyle hepsi birbirine bağlıdır, tek halkayı bilmezsen eğer, her zaman en zayıf halka olmak zorundasındır!
2.Etap:
Final tarihleri açıklanmıştır, o ilk haftasonunda asla ama asla hiç bir kitabın kapağı açılmaz! Çünkü daha finallerin başlamasına 1 hafta vardır, planlarda 1 hafta boyunca tüm derslere gitmek vardır - bir bütün dönem gitmemiş, sadece 1 hafta gidecek bak, dikkatini çekerim- Ha bir de, haftasonu yani, ne bokuma ders çalışcak ki bir hukukçu?
Pazartesinin geldiği anda; sabah uyanmaz o hukukçu. Uyumaya devam eder ve yine gitmez!! Uzaktan eğitim görüyormuşçasına, uyanır, kalhvaltısını falan eder, elalem okulda olsun, onu bağlamaz. O cool'dur çünkü! Sonra tam böyle sigarasını içerken, yanına bir adet Yusuf yaklaşır ve, "ananı bellicem senin finallerde hahahah" der! ve o an Cool hukukçu farkeder!
SİKTİR, HAKİKATEN FİNALLER GELİYOR!!
Hemen bu tarz düşüncelerini Facebook'ta, Twitter'da yaymaya çalışır ki; kendisi gibi cool hukukçular yorum yapsın, yalnız olmadığını hissetsin. Götünü biraz daha yayabilecek dayanaklar bulsun.
"Mehmet henüz başlamamış, demekki çok geç kalmadım. İpek halen notları bile almamış, hallederiz demek ki" diyebilsin!
3.Etap:
Son bir kaç gündeki rahatlığı hafif hafif bozulmaya başlar, "okula gideyim de, bari kendime verdiğim sözü tutmadım, son haftada bile derslere girmedim, giren insanların notlarını bulmalıyım lannnn" telaşı başlar.
Deli danalar gibi not arar! Tek not ile yetinmez, her ders için 2-3 not alır ki, vicdanı rahat etsin!!
Bir servet ödediği notları toparlar ama unuttuğu nokta şudur:
Finallerin başlamasına 1-2 gün kalmıştır!!!!
4.Etap:
Siktir lan, tüm notlar elimde, ama hangi birini okuyacağım! Şimdi önce ceza var, önce onu okusam, olmaz abi usul kitabını okumam lazım, o çok kalın! İş hukuku nolcak, onu da halter niyetine kullanıyordum da, okumaya kalksam 3 günümü alır. SİKTİR LAN!
Bu etap, "Ben şimdi ne yapacağım?" etabıdır.
Artık cool hukukçu farkındadır, finaller gelmiştir, o bir bok bilmemektedir, şu dakikadan sonra da çalışmak istese dahi süre yetmeyecektir.
5.Etap:
Özet bilgi aktarması etabıdır bu. Beynine özet bilgi yükler. Elindeki notlara göz gezdirir, azıcık konuyu kavramaya çalışır ve kanuna güvenir.
Cool hukukçunun en önemli özelliği budur : "kanunda herşey yazıyor yaaa" der! Ama hiç bir zaman da 100 almaz bir sınavdan! Lan madem kanunda herşey yazıyor, alsana 100!? Hem madem herşey yazıyor, bu hocalar ne sikim anlatıyor derste? Bu okula giden dersleri dinleyen öğrenciler ne öğreniyorlar? Olsun. Cool hukukçu hayatta Allah' inanmasa bile "kanunda herşey yazıyor yeeaa" düşüncesine inanır!!
6.Etap:
-"Kanka ben bu gece sabahlicam ya, uyuya falan kalırım beni de uyandırsana."
- "Okey ben uyandırırım da, bişey sorcam abi, taksirler adam yaralayan işçinin kusursuz sorumluluğu olur mu?" --- Siktir, bu böyle değildi! Hepsi birbirine girdi lan, ceza mı , iş hukuku mu, borçlar mı?
AMINA KOYAYIM, BEN NE YAPICAM?!!
7.Etap:
-"uyan kanka uyan, geç kaldık geçççç!!!"
- "abi son kez okuyamadık."
-"lan son kez okusak ne yazar, ne biliyoruz da son kez okuyoruz?
Dur bir sigara içelim de öyle girelim.
8.Etap:
Sınav sonrası etabıdır bu. Hiç uyunmamıştır ve bir gün sonra da başka bir final vardır.
Cool hukukçuların cümle hep aynıdır.
"Bok gibi geçti amına koyiim ya, of yarın da usul var, siktir şimdi eve gitsem uyusam biraz, sonra sabahlarız, sıçtık! Neyse önümüzdeki finallere bakcaz artık, şimdi sikilmiş götün davası olmaz, geçti bitti, hadi yarın görüşrüz cool'lar :) "
Kendime not:
Finallerin başlamasına an itibariyle 7 gün + 5 saat falan kaldı. Gayet cool'm. Yarın Pazartesi ve ben Selin diye bir arkadaşım ile buluşacağım mesela, dedikodular birikti tabi takdir edersiniz ki. Finaller geliyor diye aşk hayatımı yabana atamam. Salı'da yapmam gereken fuzuli işler var, ama anlamış olacaksın ki tüm fuzuli işler, derslerimden önemli. Çarşamba falan giderim işte okula, dur babamdan para alayım da, çok tutar şimdi onca not. Sonra bakarız duruma ya.
Geçeriz abi, nolcak? Topu topu Final lan! Her zaman dediğim gibi; SOMUT OLAYA BAKMAK LAZIM! sonra zaten kanunum da var. Kasmayın yahu, GEÇERİZ!!
Sevgiler,
Bir cool hukukçu
19 Mayıs 2012 Cumartesi
buzlu badem lazım mı bebişim?
Çok merak ettiğim bir husus var: "Acaba çok mu mutlu şuan?"
Hani çok mutluysa, bir koli buzlu badem yollayacağım da kargoyla, tek eksikleri odur belki diye. Hani buzlu badem yani, bir taraflarına sokmazlarsa olmaz ama, dimi?
Hani çok mutluysa, bir koli buzlu badem yollayacağım da kargoyla, tek eksikleri odur belki diye. Hani buzlu badem yani, bir taraflarına sokmazlarsa olmaz ama, dimi?
18 Mayıs 2012 Cuma
Sadece bir an.
Bazen tek bir an geliyor,
Hayatımda tanıdığım en bok kafalı herifi özler haldeyken buluyorum kendimi.
Neyini özlediğimi bilmeksizin, sadece "onu" istediğimi farkediyorum,
Sadece bir an...
Sonra baktığım resimleri kapatıyorum,
İçimden bir parçanın daha kopup gitmesine izin veriyorum.
Zamanla hiçleşiyor zaten duygularım..
Ama arada bir an, sadece o lanet olası bir an geliyor,
Sikip atıyor tüm devam etmişliğimi!
Üzülmüyorum sonra, sigaramı yakıyorum, ona küfretmeyi bırakıyorum.
Küfredince geçmiyor çünkü içimdeki, o bir an..
Ve yine, devam ediyorum.
Bir dahaki "o bir an" gelene kadar..
Hayatımda tanıdığım en bok kafalı herifi özler haldeyken buluyorum kendimi.
Neyini özlediğimi bilmeksizin, sadece "onu" istediğimi farkediyorum,
Sadece bir an...
Sonra baktığım resimleri kapatıyorum,
İçimden bir parçanın daha kopup gitmesine izin veriyorum.
Zamanla hiçleşiyor zaten duygularım..
Ama arada bir an, sadece o lanet olası bir an geliyor,
Sikip atıyor tüm devam etmişliğimi!
Üzülmüyorum sonra, sigaramı yakıyorum, ona küfretmeyi bırakıyorum.
Küfredince geçmiyor çünkü içimdeki, o bir an..
Ve yine, devam ediyorum.
Bir dahaki "o bir an" gelene kadar..
Sevgili Miko, canımsın.
Sevgili Miko;
Şuan İstanbul'un anasını belledin. Öyle bir yağdırıyorsun ki hani, görende depresyondasın sanır. Bak bebeğim hani hatırlatmak bana düşmez tabi de, Mayıs ayındayız, ama senin dengesiz ruh halin yüzünden biz de dengesizleşiyoruz. Mesela sen dün alev alev yakıyordun beni, bugün deliler gibi ıslatıyorsun. Beni ıslatmanı geçtim bak, orada sorun yok da; şimdi sen böyle insanları ıslatıyorsun diye insanlar dışarı çıkmıyorlar ve evde duruyorlar. Sevgilisi olanlar evde olunca ne yapıyorlar peki biliyor musun? Sevişiyorlar. Bok mu var yağdırıyorsun sürekli?
Hani burada yağan yağmurda sokağa çıkamayıp, evde yalnızları oynayanlar, sevgilisi olmayanlar falan; sana nasıl küfürler ediyor hiç düşünüyor musun? Valla ben senin yerinde olsam düşünmek istemezdim be Miko, hani şöyle diyeyim yatacak yerin yok! O derece.
Şimdi ben evimde oturuyorum, sağ elimle de solumu avutuyorum. Sen yağdır bebeğim, sen yağdır. Bok var çünkü.
Sevgiler,
Güven zordur azizim..
Güvendiğiniz anda, illa ki biri gelir, o güveni alır götünüze sokar. Hayat böyledir. Ne zaman "tamam" derseniz, o zaman eksik bırakılırsınız. Adaletini sevdiğimin dünyası...
Çok zor lan. Aşk acısı falan tırt bak, güvensiz kalmak hayatta, inançlarını kaybetmiş olmak, çok zor. Biri gelip öyle bir yıkar ki bazen sizi, o insan hayatınızın dönüm noktası olur. İyi anlamda değil ama, leş bir anlamda.
Öyle bir umutsuz bırakır ki, öyle bir inançsız; ondan sonra İngiltere prensi gelip, "köpeğinim, aşığım sana" dese, ı ıhhh, olmaz! Öyle boktan bir duygudur bu yıkılmışlık.
Yani diyorum ki; güven duygusunu sikmeyiniz, yani diyorum ki, siz bunu yaptıktan sonra biz devam edemiyoruz hayatımıza, sizin yüzünüzden belki de nice insanları uzak tutuyoruz kendimizden. Sevaptır lan, insanlık namına yapmayınız yani. Sonra da, "ah neden böyle bu kız?". Cevaplamaktan yoruldum sizin yüzünüzden. Bak gül gibi insanlar tanıyorum, sayenizde, "güvenemem ben" demekten, insanları yargılamaktan, her harekette yalan aramaktan gına geldi.
Bok kafalılar sizi.
Güvenmek zaten zor bir oluşum süreci, zor bir evre. Bok mu lan, zar zor güveniyorum, tamamdır diyorum, ne zaman "kendimi emanet ettim sana" diyorum; anamı belliyorlar. Hayır salak, sonra da "neden güvenmiyorsun?". İşte bu yüzden. Ben güveneyim, sonra sende bazı nacizane dostlarım gibi, bazı nacizane ex'lerim gibi, gel, en ince noktamdan vur. Utanmadan 5-10 kez vur hemde dimi? Yok yavrum. YOK! bundan sonra güvenmek yok!
Çok zor lan. Aşk acısı falan tırt bak, güvensiz kalmak hayatta, inançlarını kaybetmiş olmak, çok zor. Biri gelip öyle bir yıkar ki bazen sizi, o insan hayatınızın dönüm noktası olur. İyi anlamda değil ama, leş bir anlamda.
Öyle bir umutsuz bırakır ki, öyle bir inançsız; ondan sonra İngiltere prensi gelip, "köpeğinim, aşığım sana" dese, ı ıhhh, olmaz! Öyle boktan bir duygudur bu yıkılmışlık.
Yani diyorum ki; güven duygusunu sikmeyiniz, yani diyorum ki, siz bunu yaptıktan sonra biz devam edemiyoruz hayatımıza, sizin yüzünüzden belki de nice insanları uzak tutuyoruz kendimizden. Sevaptır lan, insanlık namına yapmayınız yani. Sonra da, "ah neden böyle bu kız?". Cevaplamaktan yoruldum sizin yüzünüzden. Bak gül gibi insanlar tanıyorum, sayenizde, "güvenemem ben" demekten, insanları yargılamaktan, her harekette yalan aramaktan gına geldi.
Bok kafalılar sizi.
Güvenmek zaten zor bir oluşum süreci, zor bir evre. Bok mu lan, zar zor güveniyorum, tamamdır diyorum, ne zaman "kendimi emanet ettim sana" diyorum; anamı belliyorlar. Hayır salak, sonra da "neden güvenmiyorsun?". İşte bu yüzden. Ben güveneyim, sonra sende bazı nacizane dostlarım gibi, bazı nacizane ex'lerim gibi, gel, en ince noktamdan vur. Utanmadan 5-10 kez vur hemde dimi? Yok yavrum. YOK! bundan sonra güvenmek yok!
17 Mayıs 2012 Perşembe
Günaydın bebeğim.
"Günaydın sevgilim, kahvaltıdan önce biraz daha sevişelim mi?" diyenler; biz sizinle finallerde görüşücez. Hadi bu sabahta bu "nah" size gelsin.
Boynuzlar mı? Heee, onların da icabına bakınız olur mu?
Sevgiler,
Herşeyin başı, su!
Herşeyin başı su. Evet!
Bu sabah duşa girdim.. Dur lan, sakin ol, erotik bir şey anlatmicam. Bak hemen gözleri açıldı. Dur!
Duş'tan çıktım, kulağıma su kaçmış. Ama yani herşeyin başı su dedik, evet de; bu fil gibi cüssemle zıplıyorum zıplıyorum, çıkmıyor. Alt kattakilere deprem etkisi yarattım da, çıkaramadım o suyu bünyemden. Tam bir eski sevgili yemin ediyorum! Bünyeye bir giriyor, sonra bir daha çıkmak bilmiyor gerizekalı.
Şimdi tüm gün, ağrı da yapar bu. Neyse, olsun. Herşeyin başı "su" neticede!
Bu sabah duşa girdim.. Dur lan, sakin ol, erotik bir şey anlatmicam. Bak hemen gözleri açıldı. Dur!
Duş'tan çıktım, kulağıma su kaçmış. Ama yani herşeyin başı su dedik, evet de; bu fil gibi cüssemle zıplıyorum zıplıyorum, çıkmıyor. Alt kattakilere deprem etkisi yarattım da, çıkaramadım o suyu bünyemden. Tam bir eski sevgili yemin ediyorum! Bünyeye bir giriyor, sonra bir daha çıkmak bilmiyor gerizekalı.
Şimdi tüm gün, ağrı da yapar bu. Neyse, olsun. Herşeyin başı "su" neticede!
16 Mayıs 2012 Çarşamba
Yatağın soğuk tarafı mı? Aman..
Yatağın soğuk tarafını dert edenleri hiç anlamıyorum. Bok mu var, illa biriyle
mi yatmak gerekiyor? Soğuksa soğuk, yazın da kıvranırsın ama; "ay bebişim az
yana kay, çok sıcak oldu" diye.
Bence iyi yönünden bakın gençler. Şimdi siz mal'a bağladınız, eski sevgilinizi düşünüp, "yatağın soğuk tarafı dırıdırımm" diye diye nerdeyse bilekleri keseceksiniz de; azcık beyninizi kullanın. Rahat rahat yatacaksın arkadaşım fena mı?
O terlesin. O pişik olsun hatta. Yatağın soğuk tarafını hiç bulamasın da isilikler çıksın her tarafında. Oh!
Bence iyi yönünden bakın gençler. Şimdi siz mal'a bağladınız, eski sevgilinizi düşünüp, "yatağın soğuk tarafı dırıdırımm" diye diye nerdeyse bilekleri keseceksiniz de; azcık beyninizi kullanın. Rahat rahat yatacaksın arkadaşım fena mı?
O terlesin. O pişik olsun hatta. Yatağın soğuk tarafını hiç bulamasın da isilikler çıksın her tarafında. Oh!
Kendin gibi..
Parmaklıkların ardı gibi bakışlarındaki sessizlik,
Duymak istediğim sadece tek sözcük..
Bağırma, haykırma bak bana sadece..
Tut elimden her zaman ki gibi içten,
Dokun tenime, masumca dokun ama incitmeden,
Ve sen sadece sev beni,
Nereye gidersen git,
Sev beni sadece kendin gibi yürekten...*
3 harfli lan, boru mu?
Hayatıma giren 2 adam oldu, ikisinin ortak özelliğini söylüyorum:
İkisi de çarptı geçti! Bu zaten hani olmazsa olmazı da; daha da önemlisi ikisinin de ismi 3 harfli.
Annem hep derdi zaten "3 harflilerden uzak dur kızım, çarpar bunlar" diye.
Neymiş demek ki; 3 harflilerden uzak duruyor muşuz gençler dimi?
Gelecekteki sevgilime not: Allahını seviyorsan 3 harfliysen gelme bebişim, bünyemin alerjisi var sizin gibilere.
İkisi de çarptı geçti! Bu zaten hani olmazsa olmazı da; daha da önemlisi ikisinin de ismi 3 harfli.
Annem hep derdi zaten "3 harflilerden uzak dur kızım, çarpar bunlar" diye.
Neymiş demek ki; 3 harflilerden uzak duruyor muşuz gençler dimi?
Gelecekteki sevgilime not: Allahını seviyorsan 3 harfliysen gelme bebişim, bünyemin alerjisi var sizin gibilere.
Ne bitti dersiniz?
Ne bitti derseniz eğer, biten çok şey var.
Mesela kocaman bi “o” yok. En önemli biten şey o sanırım.
Onun evinde yediğim ekmek yok en basitinden. Nişantaşına gidip 5 tl vermek zor gelir şimdi, uğraşamam o ekmeği almakla. Güzel ekmekti ama bak, farklıydı yani.
Sonra mesela “bugün ne giysem?” izlemek de yok. O benim bacaklarıma uzanmazken, ben tek başıma mı karıları izleyip “bok gibi giyinmiş bu” diyeyim? ondan yok işte.
Çin lokantasında yemek yemek de yok. Japon muydu acaba? Ne bileyim işte, o çubukları ters tutup noodle yemeye çalışmak yok mesela.
Köpeğimin görünce götünü başını ayrı bir sallama durumları da yok bayadır. Ağacın altında bekleyen yok, sanırım o yüzden. Köpek gibi yürüyor işte, normal yani. Ekstrem hoplayışlar sergilemiyor evden çıkarken.
Evime gelen boyum kadar çiçekler de yok. Zaten çok pahalı görünüyorlardı, onun için daha iyi oldu sanırım. Annemin aldığı çiçeklerle idare ediyoruz biz de işte, işin boktan tarafı annem çiçeklerin üzerine “seni seviyorum özgem” yazılı kart bırakmıyor ya, orada sıkıntı çıkıyor işte.
Bir mağazanın önünden geçerken, “şu gömlek ona ne kadar yakışır yaa” dediğimde para harcıyor olma durumlarım da yok artık. O beğendiğim gömlek mankenin üzerinde kalıyor, gidip almam gerekmiyor. Hevesler de yarım kalıyor yani.
Kaşar peynirinin üzerine bal dökmekde yok. Kilo alıyordum zaten, siktir et, yemiyor olmam daha iyi.
Hasta olduğumu duyunca, bakkala gidiyorum diye haber verip, kapımda biten biri yok mesela. Hastalık zor şey bak. Annem arada çorba falan yapıyor da, insan tabi bekliyor hasta olunca, bir anda süpriz biri kapında belirsin istiyor. Neyse işte, o da yok.
Mektup yazan yok. O en boktanı bak. Durup durup geçmişte yazdığı onca sayfaya bakasın geliyor, yok çünkü. Neyse boşver, hukuk kitaplarımı okumam lazım zaten, mektup okumaya da vaktim yok benim de.
Nişantaşı’ndaki Nero yok artık. Hala orda duruyor orası da, benim için yok işte. İstanbul haritasından sildim attım. Neyseki başka şube’leri var da, eksikliğini çekmiyorum çok.
Ders çalışırken bir anda mesaj gelme durumları oluyor da, kimse durduk yere “iyiki varsın, sen olmasan ne yapardım” demiyor. İyiki var olduğumu hissettiğim mesajlar da yok.
Scrabble oynamak yok bak. Çok önemli bu. Baya baya kelime haznemi geliştiremiycem, gerizekalı oluvericem bak. Scrablle oynamanın da yok olması, iyi olmadı.
Akşam yemeklerine çıkmak da yok. Böyle süslenip püslenip romantiklik yaşadığımız o akşamlar yok. Ama hala eve erken dönmek zorunda oluşlarım var, neyse ki o hala duruyor bak. Babadan gizleme durumları yok ama, adam zaten farkında; ne kadar “yok” olduğunun.
Sanırım yanında hiç sıkılmadığım insan yok. Herkes sıkıcıymış bakıyorum da, içtenlik yok. Sıkılmadan vakitler geçirdiğim insan, yok.
Ha mesela evcilik oynamak da yok. Beraber yemekler yapmak, sonra o yemekleri yerken şarap içmek de yok. Ucuz, pahalı farketmez. Lanet olası o akşamlar yok artık.
Fiki fiki yapmak yok mesela. Onu öpmek yok, onu koklamak yok, onu yaşamak yok.
Ne bitti derseniz, o bitti. Ne yok derseniz, o kadar çok şey “yok” ki, saymakla bitmiyor sanırım. Ama var olan bir şey var; iyiyim. O yüzden bunca “yokluğa” rağmen; bunca olmayanların arasında, olan tek bir şey var: İyiyim.
Onca anıyı bana bırakıp siktirip gitmişse o, iyi olmamam için hiç bir neden “yok” çünkü! Bunca yokluğun içinde, onu özlemem için hiç bir neden yok?! Dimi?
Bence de…
Mesela kocaman bi “o” yok. En önemli biten şey o sanırım.
Onun evinde yediğim ekmek yok en basitinden. Nişantaşına gidip 5 tl vermek zor gelir şimdi, uğraşamam o ekmeği almakla. Güzel ekmekti ama bak, farklıydı yani.
Sonra mesela “bugün ne giysem?” izlemek de yok. O benim bacaklarıma uzanmazken, ben tek başıma mı karıları izleyip “bok gibi giyinmiş bu” diyeyim? ondan yok işte.
Çin lokantasında yemek yemek de yok. Japon muydu acaba? Ne bileyim işte, o çubukları ters tutup noodle yemeye çalışmak yok mesela.
Köpeğimin görünce götünü başını ayrı bir sallama durumları da yok bayadır. Ağacın altında bekleyen yok, sanırım o yüzden. Köpek gibi yürüyor işte, normal yani. Ekstrem hoplayışlar sergilemiyor evden çıkarken.
Evime gelen boyum kadar çiçekler de yok. Zaten çok pahalı görünüyorlardı, onun için daha iyi oldu sanırım. Annemin aldığı çiçeklerle idare ediyoruz biz de işte, işin boktan tarafı annem çiçeklerin üzerine “seni seviyorum özgem” yazılı kart bırakmıyor ya, orada sıkıntı çıkıyor işte.
Bir mağazanın önünden geçerken, “şu gömlek ona ne kadar yakışır yaa” dediğimde para harcıyor olma durumlarım da yok artık. O beğendiğim gömlek mankenin üzerinde kalıyor, gidip almam gerekmiyor. Hevesler de yarım kalıyor yani.
Kaşar peynirinin üzerine bal dökmekde yok. Kilo alıyordum zaten, siktir et, yemiyor olmam daha iyi.
Hasta olduğumu duyunca, bakkala gidiyorum diye haber verip, kapımda biten biri yok mesela. Hastalık zor şey bak. Annem arada çorba falan yapıyor da, insan tabi bekliyor hasta olunca, bir anda süpriz biri kapında belirsin istiyor. Neyse işte, o da yok.
Mektup yazan yok. O en boktanı bak. Durup durup geçmişte yazdığı onca sayfaya bakasın geliyor, yok çünkü. Neyse boşver, hukuk kitaplarımı okumam lazım zaten, mektup okumaya da vaktim yok benim de.
Nişantaşı’ndaki Nero yok artık. Hala orda duruyor orası da, benim için yok işte. İstanbul haritasından sildim attım. Neyseki başka şube’leri var da, eksikliğini çekmiyorum çok.
Ders çalışırken bir anda mesaj gelme durumları oluyor da, kimse durduk yere “iyiki varsın, sen olmasan ne yapardım” demiyor. İyiki var olduğumu hissettiğim mesajlar da yok.
Scrabble oynamak yok bak. Çok önemli bu. Baya baya kelime haznemi geliştiremiycem, gerizekalı oluvericem bak. Scrablle oynamanın da yok olması, iyi olmadı.
Akşam yemeklerine çıkmak da yok. Böyle süslenip püslenip romantiklik yaşadığımız o akşamlar yok. Ama hala eve erken dönmek zorunda oluşlarım var, neyse ki o hala duruyor bak. Babadan gizleme durumları yok ama, adam zaten farkında; ne kadar “yok” olduğunun.
Sanırım yanında hiç sıkılmadığım insan yok. Herkes sıkıcıymış bakıyorum da, içtenlik yok. Sıkılmadan vakitler geçirdiğim insan, yok.
Ha mesela evcilik oynamak da yok. Beraber yemekler yapmak, sonra o yemekleri yerken şarap içmek de yok. Ucuz, pahalı farketmez. Lanet olası o akşamlar yok artık.
Fiki fiki yapmak yok mesela. Onu öpmek yok, onu koklamak yok, onu yaşamak yok.
Ne bitti derseniz, o bitti. Ne yok derseniz, o kadar çok şey “yok” ki, saymakla bitmiyor sanırım. Ama var olan bir şey var; iyiyim. O yüzden bunca “yokluğa” rağmen; bunca olmayanların arasında, olan tek bir şey var: İyiyim.
Onca anıyı bana bırakıp siktirip gitmişse o, iyi olmamam için hiç bir neden “yok” çünkü! Bunca yokluğun içinde, onu özlemem için hiç bir neden yok?! Dimi?
Bence de…
Büyümek zor işmiş..
Tarihleri bile bilmiyormuş zihnim bu zamanda. Büyümek zor işmiş, yürek istermiş. Bi ben ayak uyduramadım geçen zamana.
Çocukken herşey farklıymış, daha kolaymış herşey. Ağladığın şeyler sınırlymış mesela, annen sana bağırınca ağlarmışsın, ya da parka gidemedin diye. Ama ağlamak sadece gözünden akan yaşmış, yürek mevhumu devrede değilmiş küçükken. Mantık neymiş bilmezmişsin. Çocukken tek derdin oyunmuş mesela, kim bilirdi ki o oynadığın oyunların bigün farklılaşacağını. Hayat daha farklı bi oyunmuş, oynadıkça kaybolduğun, kayboldukça yeni bir oyuna girmek zorunda kaldığın bi yermiş dünya. Kalleşlik neymiş, ölümler, kaybedişler neymiş öğretirmiş hayat sana. Ya seve seve öğretirmiş, ya da zorla. Ama öğretirmiş sana, oyun nasıl, kim piyon serermiş önüne. Seçme şansıda çok vermezmiş sana, hayat işte deyip geçip gidemezmişsin. Büyümek zor işmiş.. Çocukken masummuş herşey, gözlerinin gördüğü kadarmış inandığın, beyninde kurgulamazmışsın, yargılamazmışsın olup biteni mesela. Şimdi ki oyun öylesine karmaşık , öylesine gerçek ki. Gerçek olduğu için bu kadar can yakıyor zaten. Evet, bi zamanlar bende çocuktum, şimdi çocuk kalmak istesem de inatla büyütüyorlar beni. Yaşatılanlarla zorluyorlar beni de bu oyuna, içine çekiyor sanki bir girdap. Büyümek zor işmiş... Kaybedişler acıymış. Hatalar, yaşananlar daha ağırmış. Her kaybedişin üzüntüsü büyümen ile doğru orantılıymış. Bıraktığı izler aynı orandaymış. Çocukken oyuncağını kaybettiğinde 2-3 güne geçermiş o kaybedişin bıraktığı iz, çünkü çocukmuşsun işte. Kirletilmemiş bi hayattaymışsın. Şimdilerde kaybettin mi, öyle çok sürüyor ki atlatması.. Pencereden bakınca, o sokaklar o evimin altındaki büyük agaç; hep bişeyler gizliyor içinde. Birileri geliyor, birileri gidiyor hayatımdan, bu oyunda bi ben sabit kalıyorum, diğer oyuncular değişiyor.Ne garip; bitmez sandığın herşey bitiyor. Hayatta bitiyor zaten. Ne kadar büyük bi hayal kurmuşum ben çocukluğumda, bitmez sandığım herşey nasıl da bitti. Tek sıkımlık canım var, nasıl olsunda bitmesin ki.. Bi gün benim nefes alıp verişim bitecekse eğer, bi gün bu yürekte duracaksa eğer; herşey biter. Hayat bu çünkü; başı var bir de sonu. Öylesine kısa, öylesine beklenmedik ki yaşananlar.
Eğer bi gün "ben" bile biteceksem, sen bende nasıl hiç bitmeyeceksin? Sana tek sormak istediğim soru bu. Ama boşver; ben cevap vereyim senin yerine.. Geldiğin gibi gideceksin, bi gün elbet sende biteceksin. Çünkü yaşam denilen şeyin bile bi sonu var iken, senin de olacak. Bunu da öğrendim. Büyümek zor işmiş be, ayak uydurmak bu oyuna; yürek istermiş. Öylesine güçlü bir yürek istermiş ki hemde; seni bile kaldıracak kadar güçlü bi yürek gerekmiş.. Biteceğini bile bile yeniden başlamak gerekmiş oyuna, takii son nefesini verene kadar devam edeceksin bu kayboluşa...
Çocukken herşey farklıymış, daha kolaymış herşey. Ağladığın şeyler sınırlymış mesela, annen sana bağırınca ağlarmışsın, ya da parka gidemedin diye. Ama ağlamak sadece gözünden akan yaşmış, yürek mevhumu devrede değilmiş küçükken. Mantık neymiş bilmezmişsin. Çocukken tek derdin oyunmuş mesela, kim bilirdi ki o oynadığın oyunların bigün farklılaşacağını. Hayat daha farklı bi oyunmuş, oynadıkça kaybolduğun, kayboldukça yeni bir oyuna girmek zorunda kaldığın bi yermiş dünya. Kalleşlik neymiş, ölümler, kaybedişler neymiş öğretirmiş hayat sana. Ya seve seve öğretirmiş, ya da zorla. Ama öğretirmiş sana, oyun nasıl, kim piyon serermiş önüne. Seçme şansıda çok vermezmiş sana, hayat işte deyip geçip gidemezmişsin. Büyümek zor işmiş.. Çocukken masummuş herşey, gözlerinin gördüğü kadarmış inandığın, beyninde kurgulamazmışsın, yargılamazmışsın olup biteni mesela. Şimdi ki oyun öylesine karmaşık , öylesine gerçek ki. Gerçek olduğu için bu kadar can yakıyor zaten. Evet, bi zamanlar bende çocuktum, şimdi çocuk kalmak istesem de inatla büyütüyorlar beni. Yaşatılanlarla zorluyorlar beni de bu oyuna, içine çekiyor sanki bir girdap. Büyümek zor işmiş... Kaybedişler acıymış. Hatalar, yaşananlar daha ağırmış. Her kaybedişin üzüntüsü büyümen ile doğru orantılıymış. Bıraktığı izler aynı orandaymış. Çocukken oyuncağını kaybettiğinde 2-3 güne geçermiş o kaybedişin bıraktığı iz, çünkü çocukmuşsun işte. Kirletilmemiş bi hayattaymışsın. Şimdilerde kaybettin mi, öyle çok sürüyor ki atlatması.. Pencereden bakınca, o sokaklar o evimin altındaki büyük agaç; hep bişeyler gizliyor içinde. Birileri geliyor, birileri gidiyor hayatımdan, bu oyunda bi ben sabit kalıyorum, diğer oyuncular değişiyor.Ne garip; bitmez sandığın herşey bitiyor. Hayatta bitiyor zaten. Ne kadar büyük bi hayal kurmuşum ben çocukluğumda, bitmez sandığım herşey nasıl da bitti. Tek sıkımlık canım var, nasıl olsunda bitmesin ki.. Bi gün benim nefes alıp verişim bitecekse eğer, bi gün bu yürekte duracaksa eğer; herşey biter. Hayat bu çünkü; başı var bir de sonu. Öylesine kısa, öylesine beklenmedik ki yaşananlar.
Eğer bi gün "ben" bile biteceksem, sen bende nasıl hiç bitmeyeceksin? Sana tek sormak istediğim soru bu. Ama boşver; ben cevap vereyim senin yerine.. Geldiğin gibi gideceksin, bi gün elbet sende biteceksin. Çünkü yaşam denilen şeyin bile bi sonu var iken, senin de olacak. Bunu da öğrendim. Büyümek zor işmiş be, ayak uydurmak bu oyuna; yürek istermiş. Öylesine güçlü bir yürek istermiş ki hemde; seni bile kaldıracak kadar güçlü bi yürek gerekmiş.. Biteceğini bile bile yeniden başlamak gerekmiş oyuna, takii son nefesini verene kadar devam edeceksin bu kayboluşa...
Özledim be..
Özledim be...
Nasıl oldu bende
bilmiyorum, hiç yoktun, tamamen yoktun, bir anıydın sadece, hatta o bile olmuyordun
kimi zaman, sıradan geçen bir adam oluveriyordun zihnimde. Ruhuma kattığın ne
mutluluk kalmıştı hatırlanacak, ne de hüzün. Bitmiştin, gitmiştin. Gideli çok
olmuştu gerçekte, ama benden de gitmiştin. Emindim.
Sen yoktun.. Sonra
derken, bir anda, çok manasız bir zamanda ismin geldi dilimin ucuna, elim
telefona gitti. Neden ki?
Sadece çok fazla bir
özlem duydum içimde, sana dair. Ama çok uzun sürmedi, seni aramayacağımı bile
bile, yine de istedim. Sesini duymayı. Neye yarar ki?
Keşke bu kadar çok tüketmeseydik
birbirimizi, belki o zaman "özledim" diyebilirdim.
Ben bu gece, seni çok
özledim...
kocaman bir yokluk..
Bir türkü var dilimde,
her bir kelimesi ayrı ayrı işliyor içime.. "Kardeşlerim yollarımı bilse de
gelse..." diyor.. Hani böyle vuruyor yüzüme, yoklar! Yol, iz bilmez ufacık
kardeşlerim yoklar. Sonra diyor ya "annemin yelkeni olsa açsa da gelse..
babamın bir atı olsa, binse de gelse.." bunlara gerek yoktu be. Bir
telefon yeterdi belki, bir gülüş.. Ama yok be. Hani nasıl bir duygudur bu aile
özlemi, aile hasreti.. Varken yokluğu yaşamak, yalnızken, türkü dilimde...
"Hem annemi, hem babamı, ben köyümü özledim..." köy möy diil de be,
bi inönü caddesi olsa, bi pazar kahvaltısı, mesela yine bir arkadaşım eve
gelince dese ki; bu evde ses hiç bitmez mi? bitmez olsa keşke.. Keşke o curcuna
da olsam bir gün.. Olsa be yaaa, olmaz ya...
Türkü dilimde...
Yalnızlık zor be
arkadaş, yalnızlık vahim şey doğrusu.. Nasıl bir yalnızlık dersen bu, bu
kalabalık içinde yalnız kalmak gibi. Telefonun ucunda bir çok dost, bir çok
arkadaş, her anlamda yanımda olan onca insan, canımdan çok sevdiğim Moni'm...
Hepsi varken, neden bu yalnızlık? Yok be arkadaş, annemi özledim ben..
"Hem annemi, hem babamı, ben köyümü özledim..."
Türkü dilimde...
Benim pişirdiğim
yemekler bi halta benzemiyor. Babamın aldığı peynirler yok. Annemin börekleri
yok. Nişantaşında ki Aslı Böreğe gidip anne böreği aramaktan bıkmak ne demek
bilir misiniz? Yok be işte, yok. Maddi şeyler bunlar, geçer gider. Benzer
tadlar bulunur, karın doyurulur da, anne sevgisi, baba özleminin benzer bi tadı
var mı be arkadaş? Yok be, yok!!
Ölüm gibi değil bu,
yoklar ki diyemezsin. Bedenen var olup, ruhen yok olmak bu..
Türkü dilimde...
Ve yalnız bir yola
çıkmışsan eğer, hasta olunca başında bekleyen bir annen yoksa; bitmişsin
arkadaş. Basit işte, ailen yok. ve bu aile yokluğu ne demek bilir misin sen?
Türkü olur işte dilinde hep, bağırmak istersin avaz avaz sokaklarda, çıkmaz
sesin. ağlarsın, durmadan ağlarsın. Resimler asılı olur odanda, ve ne vardır
bilir misiniz? Büyükler hep doğru söylermiş; insan kaybedince anlarmış
değerini...O iki insanın yokluğu, kardeş yokluğu.. Hepi topu 4 insan dimi?
Sadece 4 insan var şu hayatta, yoklukları kocaman olan, içimde...
Türkü hep dilimde,
"hem annemi, hem
babamı, ben köyümü özledim..."
11 kasım 2011
Aşk ve Sevgi Farkı...
Aşk
yaz ile kış arasında gidip gelir, sevgi ise ya ilkbahardır ya sonbahar.
Aşkı
yaşamış insan bidha sevişmekten zevk almaz, aşk ile sevişenler tutku ne demek
bilirler. Sevgi ile sevişmek uzun sürer, aklınızdan sorular geçer, aşk ile
sevişen sadece tek vücut olduğu için şükreder.
Aşk bi
sabah uyandığınızda gördüğünüz sevgilinizin dünyadaki en güzel kişi olduğunu
düşünmenizi sağlar, sevgi ise uyanışlara pek takılmaz, extra bi duygu içermez
içinde.
Aşk
karşındakini öldürmektir aslında, sevgi kol kola yürümektir. Aşık insan öldürür
sevdiğini kimi zaman, nefretle öylesine yakın duygulardır ki.
Aşk
dengesizliktir, hem vazgeçmek hem de vazgeçememektir. Kısacası iki ucu boklu
değnektir; hep mantık ile kalp arasında gidip gelmektir. Aşklar asla mantık ile
kalbin dengede olduğu durumlarda olmaz, illa biri diğeriyle çatışmada
olmalıdır.
Aşk
varlıkta da yoklukta da gözyaşı akıtmandır, sevgilerde gözyaşı değil gülümseme
vardır. Aşklar sigara gibidir, içine çektikçe ciğerlerin yanar, hissedersin ama
inatla daha da çok çekmek istersin. Aşk bağımlılıktır aslında.
Aşklar
mesafelere asla yenik düşmez, yıllara geçen zamana yenik düşmez, tek bi an bile
yeter aşıklara, sevgi ise huzurdur yanında bulduğun. Arkadaşını da seversin
zaten, sevdiğinle dertleşirsin küfredersin kimi zaman, sevişirken bitse de
yemek yesek dersin mesela; aşklar öyle değildir ona bakarken gözlerin parlar,
bakmaya kıyamazsın.
Aşklar
sadece kalbin değil; ruhunda bedenin de titremesidir. Görünce deli gbi
hızlanmasıdır kalp atışlarının. Elinin ayağının kesilmesidir mesela. İnsan
sevdiğini görünce titrer mi? Asla.. Ama aşk tutkudur, yıllarca beyninde
kurguladığın, sorulacak sorulara vereceğin cevapları önceden hazırladığın ama
bi karşılaşma anında tüm cevapları unutup, bi anda onun boynuna atlayıp
sarılmandır.
Seven
insan bir diğer sevgili de “farklı” olanı seçer, aşık insan hep “aynı” olanı
ister. Hep aynı tadı bulmaya, aynı kokuyu koklamaya çalışır ve aşık oldğu ile
yaptığı her şeyi tekrar tekrar yaşamaya çalışır, karşılaştırma yapar ve hep
eksik parçaları o aşık oldğu insana benzeterek bulmaya çalışır. Seven ise
yeniden sever zaten, aynı olsun diye bir arayışa girmez, onun kafası rahattır.
Sarışınla gezer, kumralla gezer ama sonunda esmerle de gezer.. O geçmişe bağlı
kalmaz, aşk ise bağlı değil bağımlı kalır geçmişe…
Aşktan
doğan bebekler Denizler kadar Derin olur, sevgiden doğanlarsa denizler kadar
engin. Aşklar bir yere mıhlanıp kalır, derinde biyerlerde hep saklanır;
sevgilerse geniştir, başı ile sonu pek gözükmez.
Aşklar
ego’nun bittiği noktadadır. Aşık insan önce ben değil önce sen der. Aşık insan
kör gözlere sahiptir; ona göre karşısındaki kişi prenstir, prensestir,
melektir..
Aşklar
intikam alır, sevgi ise almaz. Çünkü aşk acıtır, hırs en derinlerde saklanır.
Sevgi ise yüzeyseldir, hırsa yer yoktur sevgide, o zaten huzurdur. Aşklar en
huzurlu uykuyu onla yaşamaktır, ama en huzursuz yaşamı paylaşmaya çalışmaktır.
Aşk yalnızca susarken huzur verir, çünkü aşık insan karşısındakinin her lafına,
her hareketine başka anlamlar yükler. Bu marul desem, o lahana der. Kısaca
aşklar anlaşamazlar… Sevgi anlaşmaktan doğar zaten; anlaştığın, zaman
geçirirken kafan rahat olduğu için seversin. Aşıkların kafası asla rahat
değildir, hep irdelerler.
Aşk
karşındakinin canı yandığında aynı acıyı hissetmendir, sevgi ise karşındakinin
yanan canını teselli etmen ve yardım etmenden ibarettir.
Aşk
rüyalarda bilinçaltına saklananlardır mesela, sevgiler bilinçaltına ittiklerinde
değil bilincin açık halinde bulunur. Aşk bir dha yıkılacağını bilsen bile, seni
öldüren kişiyi hep affetmeye çalşmaktır. Aşk çırılçıplak kalmaktır, ego’yu
silen tek şey aşktır.
Aşk
savunmasız kalmaktır, karşındakini 4 üzerinden 5 verebilecek derecede muhteşem
bulmandır, ve aşk hep sineye çekmektir kötüleri..
Aşklar
resimlere bakınca değil kalplerine bakınca ağlar, nefes alamama durumudur. Hep
sırtında bi bıçak varmışçasına sürünmendir.
Sevgiler
kılıç saplamazlar; onlar sırtını sıvazlarlar. Aşkı yaşayan insan bidha aşık
olmaz, aşkı yaşayan insan bidaha tam yaşamaz. Hep bi tarafı eksiktir, hep kan
kaybeder.
Aşık
insanlar engelliler gibidir; yürümeyi koşmayı şarkı sölemeyi resim yapmayı
unuturlar, aşk ızdıraplı bi duygudur. Sevgiler ise gitar teline dokunmaktır.
Aşkı yaşayanlar hayatlarının her anında bi başka yaşarlar, bi farklı bakarlar..
Suladıkça
büyümeyen çiçekler bahçesine sahiptir onlar, aşıklar dönülemez bi yola
girenlerdir. Ve bi gül tarlasında, dikenlerin kanatmasını isteyenlerdir, dikeni
olmayan gül olmaz çünkü, onlar mazoşizmi severler aslında.
Aşıklar
alkolü keyiflenmek için değil efkar yapmak için içerler, sevenler alkol alınca
dans eder. Aşıkların elbet ki eli telefona gider, sevenlerse alkolün etkisiyle
bi an önce öpüşmek ister, kim olursa olsun fark etmez..
Aşıklar
canından dha çok değer verir, sevenler değerlerini kendi şekillendirir.
Aşıkların kendilerinin şekillendirmesi gbi bi lüksleri yoktur; çünkü aşıktır
onlar. Her zaman için en değerli şey o canlarını en çok yakandır.
Aşklar
akşam yemeği gibidir; her millette her akşamda canının istediğini yemen
gibidir; sevgiler ise kahvaltı gibidir, hep aynı tatlar barındırır içinde.
Kısaca;
her mutluluk birbirine benzer ama her mutsuzluğun kendine özgü bir hikayesi
vardır..
Ve
aşklar asla mutlu sonlarla bitmez.
Özge,
çamaşırları toplama zamanı
Aşk, bardaktan boşalırcasına yağmaya başlayan yağmuru farkettiğin an; balkona koşup kurumuş çamaşırları alman gibidir. Zamanında almadığın için, sırılsıklam olmaları için yağmurun yağmasını beklemek gibi.. Öylesine telaşlı, öylesine beklenmeyen…
acıların kızı “on”.
Ay bu regl denen şey önce “geliyorum” diyor, bi 3-4 gün ha geldi, ha gelecek diye dürtüyor ağrılarıyla. Sonra geliyor, o zamanda da can çekiştiriyor. Ne kdr gereksiz bir şey bu regl. Hiç sevmiyorum kendisini, ama beni hiç terketmiyor. Ne zaman ayrılsak onunla, hooop 3 hafta sonra, bilemedin 1 ay sonra yine benimle. Aslına bakarsan, acı fln veriyor da, sanırım tüm sevgililerden daha sadık bu regl.
Canım ya, kıyamam. Bak şimdi kızasım gelmedi ona. En iyisi çikolata falan yiyeyim de, suratıma azıcık neşe gelsin. En nihayetinde tüm sevgililerimden daha öte sadık bana, ben şimdi nasıl kızayım ona? Nefret etmeyeyim bari. Dimi?
İnsanın en yalnız anında dahi, yatakta yalnız uyumaması güzel bir duygu. Biraz gereğinden fazla tüylü falan ama idare ediyoruz yani. Hem de dil bilem atabiliyor bana, öpüşüyormuş hissini dahi yaşayabildiğime göre sorun yok.
Yani diyorum ki, hemen felsefeye bağlayayım da anlayamayın : Yalnız kalmak, yalnız kaldığın anlamına gelmez her zaman. Bir dil atan köpeğin varsa eğer, herşey yolunda demektir.
26 Mart 2012 Pazartesi
Hayal defteri...
Çocukken harry potter'a falan aşıktım ben, bir ara da Ben Affleck'e aşıktım, o zamanlar o adam j.lo ile beraberdi de, ne ağlıyordum ya. sonra hatta birgün haberlerde bunların ayrıldığını görmüştüm de, salonun orta yerinde "binlerce dansöz var" tribinde takılıyordum. Salak, sanki bana gelecek. Koca ben affleck, koca j.lo (popoda kocaman zaten hihihi), ben orda 8-10 yaşlarında ergenliğe dahi girmemiş, memeleri çıkmamış minnacık çocuk. Gel gör ki aşk laf dinlemiyor. Ben o salonun ortasında deli danalar gibi dans edişimi hatırlarım. hani acaba neyin sevincindeydim ki? Adam babam yaşında, hadi onu geçtim ünlü"nün önde gideni bayrak sallayanı, bana mı gelicek? valla inan bana, inanmıştım. gelir sanmıştım da, hiç gelmedi. Zateni daniel'da gelmedi bak. Daniel dediğim de harry potter. Ona ben ne mektuplar yazmıştım ya, iki gıdım ingilizcemle sayfalarca yazardım, rupert grint'e falan da yazmıştım, bir de cevap geliyordu bunlardan varya! muhtemelen oraya bi printer koymuşlar, bir adet mektubu her hayrana yolluyorlar, ha birde yanında imzalı fotoğraf da var bak. "to özge" yazıyor fotoğrafın altında, imzalanmış falan. Şimdi ben bu mektupları, fotoğrafları falan daniel abimizin bana ilanı aşkı gibi algıladığımdan ne hayaller ne hayaller. Ya ilk mektubu aldığımda araba eziyordu beni varya, ilkokul 8.sınıftaydım, 13 yaşında falanım işte, tabi insan inanamıyor. Düşünsene!! Koca harry potter " to özge" başlıklı bir mektup yollamış. Bende zaten inanamayıp kendimi yollara atmıştım, araba çarpıyordu. Demekki o zaman ölseymişim bugünün yazarı olamayacakmışım. Teheyy! Neysecime, ben böyle Daniel'dan almışım umudu, mektup yazmış adam ötesi var mı? İçimdeki umut ve kalbimdeki o derin sevda ile bir defter yapmıştım. Defterdeki karakterleri söylüyorum: Daniel, ben , bir de Emma watson. Bu emma da işte hermione'i rolündeki hatun. Ama dikkatini çekerim, "defter" yaptım diyorum. Ne defteri dersen, cevabı hemen veriiim: Hayal defteri. Evet, ben baya baya hayal kurmanın ötesinde bir hayal defteri oluşturmuş, bu deftere diyaloglar halinde Daniel ve benim konuşmalarımızı yazardım. Konuşmalar şu kıvamdaydı.
-Ah özge, seni çok seviyorum, sen nerden geldin bu film setine de, ben seni tanıdım.
Benden gelen cevap ise "emma ne olacak peki?"
Bir insan hadi diyelim hayal defteri tuttu, hadi diyelim diyaloglar halinde yazmak suretiyle bu hayali "yaşıyor", peki buradaki "emma kıskançlığı" nedir?
İnann bende bilmiyorum. O yaşlarımda bir sorun var sanırım ya. Cidden çocukluğuma inilse neler çıkar acaba? Birde defterin ön sayfasında böyle kendimi çizmişim, yanında da ok çıkartıp tanımlama falan yazmışım. "saçlar uzun, zarzayıfım, gözlerim de yeşil" diye. Hayale gel?!! Kurduğum hayal içinde bile kendim değilmişim. Ki ben baya baya saçları o zamanlar kısa olan ve ne hikmetse hiç uzamayan, gözleri kahverengi, baya da tombik bir kız çocuğuydum. Tombik kısmım halen mevcut, gözlerim de halen kahverengi ve nitekim saçlarım da halen kısa. Demekki pek bişey değişmemiş. Sonuç olarak, ne o hayal defterine yazdıklarım oldu, ne ben affleck amcanız benimle evlendi, ne de kilo verebildim. Neyse kaderimde yokmuş. ( Ne kaderi lan, insanın kaderi de azıcık orantılı olur. "Daniel ile evlenemedim yeeaa" dedikten sonra, neyse kadermiş demem kadar saçma bir cümle daha olamazdı sanırım) Ama sonuçta, bir yerde KADER yani dimi?
Ha ben bunları neden yazdım dimi? Gelmişim burda hayal defteriymiş, daniel'mış falan saçmalıyorum. Sebebi şu: Çocukken herşey daha kolaydı, ve hayal defterleri ile yaşamak, gerçek hayatı yaşamaktan çok daha güzeldi. İşte bu yüzden yazdım bunları. Şimdi gerçek hayatın tam ortasındayım, yaşadığım onlarca çalışıyorum, ama çocuk olmak farklıydı. Şimdi bakıyorum da, Daniel beni sevmiyor diye ağladığım günler olurdu, keşke bugün yine bu sebepten ağlıyor olabilseydim ve hayattaki tek derdim bir film yıldızının beni sevmiyor olması olsaydı...
Ama büyüdük, koca kazık kadar olduk, en azından ben baya koca kazık oldum, hatta koca dana da olmuş olabilirim bak, tombikliğimden birşey kaybetmedim netice de. Ve hayatta yaşanması gereken çok şey var, yaşandıkça da keşke "hayal defterim" olsa demeden edemiyorum işin aslı.
26 Şubat 2012 Pazar
Bir ekmek, sizce daha ne kadar değerli olabilir?
Sabahın ilk saatlerinde, bu Pazar gününde, sigarayla başladım güne. Hava güzel, belki bugün insanlar havanın güzelliğiyle kendilerini dışarı atacaklar, bense çok ince bir gözyaşıyla uyandım bugüne. Höyküre, höyküre değil, yorganı kafama kadar çektim, sicim gibi süzüldü gözyaşlarım yanaklarımdan, çok sessizce.
Sanırım ayrılığın en boktan ve en uzun evresine girmiş bulunmaktayım.
Bu sabah uyandığımda; içimde tiksinme yoktu, kızgınlık da yoktu. Aslında var mıydı bilmiyorum, bağırmak istemedim sadece, küfretmek istemedim hayata. Sadece gözümü açar açmaz, aklıma bir şey geldi. Onunla alakalı ve hep onunla alakalı kalacağını bildiğim bir şey. Annemler içeride Pazar kahvaltısının keyfini çıkarırken, ben, ben sadece o ekmeğin tadını hissettim dilimde. Kaşar peyniri, bal ve o muazzam ekmek. Onun evine her gidişimizde, bana kızarttığı o normal ekmeklere hiç benzemeyen ekmek. Tepsiye koyardı, yanına kaşar peyniri ve bal. Sunardı bana, hep o hazırlardı kahvaltıyı, sunardı ekmeği, peyniri, balı, ve kendisini de..
O ekmeğe ilk günden beri aşıktım ben,
-"Sana da alalım, evine de götür madem bu kadar sevdin" dediğinde, istememiştim. O ekmek, o ekmeğin kokusu ve o ekmeği yediğim o ev; sadece onunla güzel gelsin diye, oraya ait bırakmak istemiştim.
-"Almayalım" dedim, "Ben bu ekmeği burda yemeği sevdim, özel kalsın."
Ekmek özelleşmişti benim için. İlk gördüğüm anda onu özelleştirdiğim gibi, o muazzam ekmek de özelleşmeşti. 5 lira verip kendi evime de getirebilseydim zamanında, böylesine anlam kazanmazdı. Ama hayatta insan her zaman özelleştirmek ister sevdiğini. Ben onu o ekmekle özelleştirmiştim mesela, o yüzden biliyorum bir daha o ekmekten yiyemeyeceğim ve o ekmeğin kokusunu dahi duyamayacağım işin boktan tarafı.
Onu hatırlayabilmek için değilse bile, onun özel olduğunu anımsayabilmem için, o ekmeğin kokusuna ihtiyacım var, ve o ekmeğin kokusu sadece onun evinde.
Ve onun evi, şuan benden o kadar uzakta ki....
Sanırım ayrılığın en boktan ve en uzun evresine girmiş bulunmaktayım.
Bu sabah uyandığımda; içimde tiksinme yoktu, kızgınlık da yoktu. Aslında var mıydı bilmiyorum, bağırmak istemedim sadece, küfretmek istemedim hayata. Sadece gözümü açar açmaz, aklıma bir şey geldi. Onunla alakalı ve hep onunla alakalı kalacağını bildiğim bir şey. Annemler içeride Pazar kahvaltısının keyfini çıkarırken, ben, ben sadece o ekmeğin tadını hissettim dilimde. Kaşar peyniri, bal ve o muazzam ekmek. Onun evine her gidişimizde, bana kızarttığı o normal ekmeklere hiç benzemeyen ekmek. Tepsiye koyardı, yanına kaşar peyniri ve bal. Sunardı bana, hep o hazırlardı kahvaltıyı, sunardı ekmeği, peyniri, balı, ve kendisini de..
O ekmeğe ilk günden beri aşıktım ben,
-"Sana da alalım, evine de götür madem bu kadar sevdin" dediğinde, istememiştim. O ekmek, o ekmeğin kokusu ve o ekmeği yediğim o ev; sadece onunla güzel gelsin diye, oraya ait bırakmak istemiştim.
-"Almayalım" dedim, "Ben bu ekmeği burda yemeği sevdim, özel kalsın."
Ekmek özelleşmişti benim için. İlk gördüğüm anda onu özelleştirdiğim gibi, o muazzam ekmek de özelleşmeşti. 5 lira verip kendi evime de getirebilseydim zamanında, böylesine anlam kazanmazdı. Ama hayatta insan her zaman özelleştirmek ister sevdiğini. Ben onu o ekmekle özelleştirmiştim mesela, o yüzden biliyorum bir daha o ekmekten yiyemeyeceğim ve o ekmeğin kokusunu dahi duyamayacağım işin boktan tarafı.
Onu hatırlayabilmek için değilse bile, onun özel olduğunu anımsayabilmem için, o ekmeğin kokusuna ihtiyacım var, ve o ekmeğin kokusu sadece onun evinde.
Ve onun evi, şuan benden o kadar uzakta ki....
25 Şubat 2012 Cumartesi
"Bugün ne giysem?" programının özel olması sizce saçma mı?
Bir insan evladı, sevgilisinden ayrılınca onla geçtiği yollardan geçmek istemez, onu hatırlatan şeyleri yapmak istemez falan ya hani; benim yapamadığım şey; "bugün ne giysem" izlemek! Yapamıyorum ya, ben onsuz "bugün ne giysem" izleyemiyorum! O değil de, biz neden beraber daha normal şeyler izlemiyorduk acaba? Her gündüz buluşmamızda, şayet evdeysek, televizyonda bu program açık olurdu. Severdik, ben onun bacaklarına uzanırdım, televizyonda "bugün ne giysem?" var, o benim saçlarımı okşardı, sonra da mal mal ordaki kızların kıyafetleriyle dalga geçerdik.
Güzeldi aslında. Keşke siktirip gitmeseydin hayatımdan. Çok önemli bir kayıp var hayatımda. Sen yoksun ama "bugün ne giysem" de yok.
Güzeldi aslında. Keşke siktirip gitmeseydin hayatımdan. Çok önemli bir kayıp var hayatımda. Sen yoksun ama "bugün ne giysem" de yok.
ineğin boynuzları gibi sevildim!
Bana kurdurduğun tüm hayallerin hepsi götüne girsin emi!
İlk tanıştığımız gün, maç skoru için iddiaya girmiştik, ve ben kazanmıştım, isteye isteye ne istedim dersiniz? İnek! Bildiğin peluş inek görmüştüm biyerde, onu istedim. Lan bileydim inek falan istemezdim, meğer o bana alınan şirin mi şirin peluş inek, sadece bir iddia sonucu kazanılmış oyuncaktan ibaret değilmiş, anlamı varmış : "gün gelicek, bu şekilde boynuzlanacaksın."... Hay allah, göz göre göre inek istedim, adam da verdi, ben kaşınmışım demekki, "al sana inek bebeğim, her bu peluş ineği görüşünde , sana nasıl boynuz taktığımı, seni nasıl sırtından vurduğumu hatırla, nanik..". Resmen kendi kuyumu kendim kazmışım, git balık iste, ördek iste, ne biliimm öyle bişey iste işte, ama inek isteme be! Siz siz olun, sevgili olmak için cilveleştiğiniz adamdan inek istemeyin, gün gelir o ineğin boynuzları götünüze girer! aman pardon, kalbinize....
İlk tanıştığımız gün, maç skoru için iddiaya girmiştik, ve ben kazanmıştım, isteye isteye ne istedim dersiniz? İnek! Bildiğin peluş inek görmüştüm biyerde, onu istedim. Lan bileydim inek falan istemezdim, meğer o bana alınan şirin mi şirin peluş inek, sadece bir iddia sonucu kazanılmış oyuncaktan ibaret değilmiş, anlamı varmış : "gün gelicek, bu şekilde boynuzlanacaksın."... Hay allah, göz göre göre inek istedim, adam da verdi, ben kaşınmışım demekki, "al sana inek bebeğim, her bu peluş ineği görüşünde , sana nasıl boynuz taktığımı, seni nasıl sırtından vurduğumu hatırla, nanik..". Resmen kendi kuyumu kendim kazmışım, git balık iste, ördek iste, ne biliimm öyle bişey iste işte, ama inek isteme be! Siz siz olun, sevgili olmak için cilveleştiğiniz adamdan inek istemeyin, gün gelir o ineğin boynuzları götünüze girer! aman pardon, kalbinize....
önsöz demiyorum bak, ilk söz budur!
Bir hukukçu olarak, bundan sonraki sevgilime; içerisinde kaypak olmama, sözünün eri olma ve duygularımı sikip atmama maddelerini içeren sözleşme yapacağım, valla bak! Tamam bi siktir git diyorsunuz, gene bi camış gelir, seni kendine aşık eder, nah maddeleyebilirsin, nah ruhunu korumaya alabilirsin diyorsunuz, ama bak valla bence meclis bu konuya el atsın! böyle bir hak verilsin biz aşk-zedelere, en azından tazminat alırız yahu!
Şimdi baştan söylemekte fayda var, inanıyorsan eğer, kaybedersin azizim, devir kötü olma devri, devir insanların duygularıyla oynama devri, bir meleği bile şeytana çevirme devri, maddeler de yetmez aslında, bana direk tüm erkekleri getirin, pipilerinden çivileyelim tavana! Elbirliğiyle yapabiliriz, yani ben inanıyorum buna, piç gibi bırakıp gidenlerin hepsinin canı cehenneme, tabi pipileri de öyle.
Şimdi baştan söylemekte fayda var, inanıyorsan eğer, kaybedersin azizim, devir kötü olma devri, devir insanların duygularıyla oynama devri, bir meleği bile şeytana çevirme devri, maddeler de yetmez aslında, bana direk tüm erkekleri getirin, pipilerinden çivileyelim tavana! Elbirliğiyle yapabiliriz, yani ben inanıyorum buna, piç gibi bırakıp gidenlerin hepsinin canı cehenneme, tabi pipileri de öyle.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)














