Ne bitti derseniz eğer, biten çok şey var.
Mesela kocaman bi “o” yok. En önemli biten şey o sanırım.
Onun evinde yediğim ekmek yok en basitinden. Nişantaşına gidip 5 tl vermek zor gelir şimdi, uğraşamam o ekmeği almakla. Güzel ekmekti ama bak, farklıydı yani.
Sonra mesela “bugün ne giysem?” izlemek de yok. O benim bacaklarıma uzanmazken, ben tek başıma mı karıları izleyip “bok gibi giyinmiş bu” diyeyim? ondan yok işte.
Çin lokantasında yemek yemek de yok. Japon muydu acaba? Ne bileyim işte, o çubukları ters tutup noodle yemeye çalışmak yok mesela.
Köpeğimin görünce götünü başını ayrı bir sallama durumları da yok bayadır. Ağacın altında bekleyen yok, sanırım o yüzden. Köpek gibi yürüyor işte, normal yani. Ekstrem hoplayışlar sergilemiyor evden çıkarken.
Evime gelen boyum kadar çiçekler de yok. Zaten çok pahalı görünüyorlardı, onun için daha iyi oldu sanırım. Annemin aldığı çiçeklerle idare ediyoruz biz de işte, işin boktan tarafı annem çiçeklerin üzerine “seni seviyorum özgem” yazılı kart bırakmıyor ya, orada sıkıntı çıkıyor işte.
Bir mağazanın önünden geçerken, “şu gömlek ona ne kadar yakışır yaa” dediğimde para harcıyor olma durumlarım da yok artık. O beğendiğim gömlek mankenin üzerinde kalıyor, gidip almam gerekmiyor. Hevesler de yarım kalıyor yani.
Kaşar peynirinin üzerine bal dökmekde yok. Kilo alıyordum zaten, siktir et, yemiyor olmam daha iyi.
Hasta olduğumu duyunca, bakkala gidiyorum diye haber verip, kapımda biten biri yok mesela. Hastalık zor şey bak. Annem arada çorba falan yapıyor da, insan tabi bekliyor hasta olunca, bir anda süpriz biri kapında belirsin istiyor. Neyse işte, o da yok.
Mektup yazan yok. O en boktanı bak. Durup durup geçmişte yazdığı onca sayfaya bakasın geliyor, yok çünkü. Neyse boşver, hukuk kitaplarımı okumam lazım zaten, mektup okumaya da vaktim yok benim de.
Nişantaşı’ndaki Nero yok artık. Hala orda duruyor orası da, benim için yok işte. İstanbul haritasından sildim attım. Neyseki başka şube’leri var da, eksikliğini çekmiyorum çok.
Ders çalışırken bir anda mesaj gelme durumları oluyor da, kimse durduk yere “iyiki varsın, sen olmasan ne yapardım” demiyor. İyiki var olduğumu hissettiğim mesajlar da yok.
Scrabble oynamak yok bak. Çok önemli bu. Baya baya kelime haznemi geliştiremiycem, gerizekalı oluvericem bak. Scrablle oynamanın da yok olması, iyi olmadı.
Akşam yemeklerine çıkmak da yok. Böyle süslenip püslenip romantiklik yaşadığımız o akşamlar yok. Ama hala eve erken dönmek zorunda oluşlarım var, neyse ki o hala duruyor bak. Babadan gizleme durumları yok ama, adam zaten farkında; ne kadar “yok” olduğunun.
Sanırım yanında hiç sıkılmadığım insan yok. Herkes sıkıcıymış bakıyorum da, içtenlik yok. Sıkılmadan vakitler geçirdiğim insan, yok.
Ha mesela evcilik oynamak da yok. Beraber yemekler yapmak, sonra o yemekleri yerken şarap içmek de yok. Ucuz, pahalı farketmez. Lanet olası o akşamlar yok artık.
Fiki fiki yapmak yok mesela. Onu öpmek yok, onu koklamak yok, onu yaşamak yok.
Ne bitti derseniz, o bitti. Ne yok derseniz, o kadar çok şey “yok” ki, saymakla bitmiyor sanırım. Ama var olan bir şey var; iyiyim. O yüzden bunca “yokluğa” rağmen; bunca olmayanların arasında, olan tek bir şey var: İyiyim.
Onca anıyı bana bırakıp siktirip gitmişse o, iyi olmamam için hiç bir neden “yok” çünkü! Bunca yokluğun içinde, onu özlemem için hiç bir neden yok?! Dimi?
Bence de…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder