31 Mayıs 2012 Perşembe

Kaçamamışım.

Herşeyden kaçtım.
Resimlere bakmaktan, bazı caddelerden geçmekten, seni görmekten..
Herşeyden kaçtım.
Sonra bir anda, gecenin bir saatinde,
Final döneminde olmama rağmen, görmek istedim seni.
Görmek istedim senli beni.
Kapattım defteri kitabı, baktım resimlere.
İki saniye sürmedi be, iki saniye!

3-5 damla yaş süzüldü.
Sonra durdum, sigaramı yaktım.
Bişey farkettim ben bu gece..
Sensiz yaşıyorum. Hatta baya baya da iyi yaşıyorum yani.
Sensiz olmuyor diye bişey yok da; bişey var işte : Meğer senle yaşamak çok güzelmiş..
Hatırlayınca anladım.
Senden kaçmışım da, seni sevmekten kaçamamışım meğer ben.

o şarkı, evet.

Meraba, ben her dinleyişinde aklına eski sevgilini getiren şarkı.
Ağzına sıçtığımı biliyorum.

30 Mayıs 2012 Çarşamba

fotoğraf karesi...

Bi anda tek bi fotografla canlanır yine o bilindik his..
masumiyet hala gizli biyerlerde.
tanımadığım birinde rastladım bugün o şeffaf gülümsemeye,
içtendi, konuşurcasına gülümsedi..
sözcükler vardı sanki dudaklarında,
konuşmadan anlattı kendini bana.
uzun zamandır görmediğim güzellikte gülümsedi biri bana bu gece.
tanımadığım,bilmediğim, hiç görmediğim biri.
senin eski zamanlarındaki gibi..
aradaki tek fark;
sen gerçektin, o ise fotograf karesi..

he aynen böyle işte.

Bak şimdi "<3" yapınca bunun kalp olduğunu söylüyoruz ya; heh işte onun tersini yapınca da, yani "3<" yapınca da göte giren şemsiye oluyor..

Yani diyorum ki, aşk kısaca böyle birşey....

29 Mayıs 2012 Salı

Bıraktığın gibi kalmadı hiç birşey...

Bıraktığın gibi kalmadı hiç bişey...
Çünkü sen bırakırken, ben çoktan değişmiştim.

Sen giderken, ben kalmadım diye,
Lanet ediyorum işte bazen.
Neden? diye sormanın hiç bişey değiştirmeyeceğini bildiğim için..
Geçicek biliyorum,
AMA HALA GEÇMEDİ.

Özlem değil bendeki, acı değil, öfke değil.
Farklı bir duygu bu sanki,
Sanki her yeni insanda seni arayıp, bulamayınca; nereye gideceğimi bilememek gibi..

Bilmiyorum nereye gideceğimi..

Olmuyor.
Ne aradığımı bilmiyorum ama bulduklarıma bakınca aradığım şeyin bunlar olmadığını biliyorum bak!
Olmuyor...
Sonra derken,
İçime bir şey oturuyor.
Yalnızlık...
Kalabalık bir insanken, ne kadar yalnız olduğumu hissediyorum.
Gülümserken sahte olmayı sende unutmuştum çünkü..
Bana koyan siktirip gitmen değil zaten,
Bana koyan giderken beni benden alıp da gitmen...

Ama,

Yaşıyorum.
Yani yarım yamalak işte..
Nasıl yaşadığımı bende bilmiyorum ama, etkisiz eleman oluyor insanlar hayatıma.
Ve sonra,
Haykırasım geliyor, "gel" diye.
Ama vazgeçiyorum.
Sen sakın gelme bir daha bana.
Kaç kez geldin, ama aslında sen bir kez gittin benden!
O lanet gece de, gittin.
Bir daha gelme o yüzden.
Ama bil be, bil en azından.
OLMUYOR!

Olmamasının nedeni de şu : Bıraktığın gibi kalmadı ki hiç birşey...

27 Mayıs 2012 Pazar

Al bide burdan bak.



Meraba ben çilekli bira.
Dudağını ısırarak foto çektirirsen kitabın basılma ihtimali daha çok dediler, hemen yaptım.
Ha bide, burnum estetik değil.


Çilekli bira'nın yan etkisi bu. Böyle bi kafaya bürünüyosun işte içince. Boşa demiyorum kendime çilekli bira diye. Bünyesine etki ettiğim insanlar bir daha mutsuz olamıyor, öyle bir etkim var işte benimde :)











Ordan bakınca tam depresyondayım, acıların kızıyım gibi duruyo dimi? Biliyorum lan, amaç oydu zaten. Hani böyle üzüntülü kız modunda takılayım da insanlar beni üzgün sansın benimle ilgilensinler diye. Hep ilgi çekme çabası hep... Ah, Ah bu pozu vericem diye de kaç tane kahkahalı foto geçirdik bi bilseniz? İnsan paso gülünce tabi, üzgünmüş gibi yapması zor oluyo.. Lan aslında şimdi detaylı inceledim de, bunda bile hafif bi tebessüm var sanki dudaklarımda, bi huzur var yani..
Sikiim ya, bi üzgün pozu bile veremedim.
Neyse, allah neşemizi bozmasın :)

Sevgiler,

Şemsiye'den bize not

Meraba, ben göte giren şemsiye.
Finallerden sonra sizinle çok haşır neşir olacağım, hazırlayın lan kendinizi. Öyle tüm sene yan gelip yattınız, son gece sabahladınız falan ya; heh, YETMEZ!
Final notlarınız bir açıklansın, hepinizle ayrı ayrı ilgileneceğim gençler,



Sevgi ile kalın,
Göte giren şemsiye.

25 Mayıs 2012 Cuma

Yok olmaktan daha zormuş, son olması...


Sanırım onu son kez görmüşüm, yeni anladım.


Son kez görmüş olabilme ihtimalim bile üzdü bu akşam beni. İyi kötü bir çok olay yaşadığım o insanı, son kez gördüm sanırım, bir daha yollarımız kesişir mi, bir yerde karşılaşır mıyız dersen, sadece keşke derim sanırım. Keşke bir gün bir yerde karşılaşsak…İnsan garip hissediyormuş böyle olunca. Hani iyi kötü görüyordum, ufacık da olsa bazen iyi, bazen kötü hissediyordum kendimi onu görünce, ama görüyordum. “Son” olduğunu bilmek boktan bir duyguymuş. “Yok” olduğunu bilmekten daha kötüymüş hatta! Hani böyle olmasını hiç istemezdim, gerçi ben hiç bir şeyin böyle olmasını istemezdim de; onu son görüşümün böyle olacağını hayal etmemiştim hiç…


Bir daha göremeyebilirim ben onu; bu gece bunu fark ettim. Bitti çünkü, o gitti bu okuldan. Seneye çok garip hissedeceğim sanırım kendimi, koridorlarda o olmayacak, bir eksik gelecek sanki. Hani onu tanımadan öncemdeki gibi olamam ki, yaşamışım ben onu. Yaşanılanlar silinmez ki. Önemser misin dersen, önemsemez olur muyum? En basitinden farklı bir heyecandı sanki, aynı mekanlarda otururken kafa çevirmek, onun olduğu yöne bakmamak, garip bir kasılma duygusu hissederdim bazen midemde. Hayatımda olmadığını bilsem de, oralarda bir yerlerde olduğunu bilirdim. Okulun önünde arabası varsa, salak bir heyecan düşerdi içime. Ne bokuma heyecanlanıyorsam sanki. Ama olsun, hissederdim. Onun varlığını hissetmek, onu içimde canlı tutardı çünkü. Şimdi gerçekten merak ettiğim tek bir şey var: Gözden ırak olan gönülden de ırak olacak mı dersiniz?


Hiç bir şey hissetmemiştim ben onun tenine başkaları dokunurken, gözlerimle görürken başkasının onu öptüğünü; hiç kıskanmamıştım. Derken şimdi bu gece, bir şey oturdu içime. Yokluktan daha boktanmış son olduğunu düşünme hissi. SON! Sanırım ayrılıyoruz işte. Gerçekten ayrılıyoruz. Onu görünce sinirlenmicem mesela artık, onu başka bir kızla da görmeyeceğim, öncelerde olduğu gibi koridorlarda gözüm onu aramayacak, olmayacak be işte olmayacak! Uzaklaşacağım ondan zamanla… Ve içimde buruk bir duygu kalacak benim hep: Bu son, bu yok oluşa ithafen…

Hiç unutmayacağım seni!


Seneye köprüde sigara içmeye çıkınca söz aklıma geleceksin, teyzeye oturunca, alt kantindeyken, Çıtırdayken, söz… Aklıma hep geleceksin. Zamanla azalacak seni hatırlayışlarım, silinecek izlerin o koridorlardan..  Söz be çocuk, o okulun bana kattığı güzel bir anı olarak hatırlayacağım. Sana söz be çocuk, sen ne yaparsan yap, ben seni yine de çipil çipil gözleriyle bana bakan olarak hatırlayacağım.. Ve sana söz be çocuk, sen yok ol benim hayatımda, seni bir daha hiç görmeyeyim, fark etmez! Bendeki yerin senin, hiç değişmez…

Bu gece bir şey öğrendim ben, bu his ile beraber.. Hayatımda ilk kez böyle bir duygu tattığım için, bundan da bir şey öğrendim : Yok olmaktan daha zormuş, son olması....


Hoşçakal Dolodores,

Bir adam.

Hayatım boyunca "Bir adam tanıdım, hayatım değişti" demek isterdim; şimdi diyorum.
Takdir edersiniz ki, hayatımın içine sıçmış olması da bir değişim sebebi tabi...

20 Mayıs 2012 Pazar

Cool bir Hukukçu'nun Final Dönemi.

Cool bir hukukçu'nun finale hazırlanma dönemi:



1.Etap:

- "Hassiktir lan, final tarihleri açıklanmış kanka".
- "Aynen abi ya, vizeler de bok gibi. Acilen başlamak lazım çalışmaya"

Bu konuşmaların olduğu esnada, insanların kendine "finallerde kurtarırız" düşüncesine nasıl da inanmış olduğu gözlerden kaçmaz. İnanırlar çünkü! Hani ne var lan, topu topu finaller yani, ölüm değil ya, yapılır.

Final tarihleri açıklandıktan sonra, "bu dakkadan sonra her derse gideyim bari" deme durumları başlar. Ama finallere zaten 1 hafta kalmıştır. Bu dakkadan sonra "gerçekten" her derse gidilse dahi, beyin anlamaz! Niye? Çünkü zaten konu hiç bilinmiyor olur. Adam son iki cümle söyleyince tüm konuyu anlayamaz bir hukukçu. Çünkü hukuk; "konular bütünüdür!" Yani böyle hepsi birbirine bağlıdır, tek halkayı bilmezsen eğer, her zaman en zayıf halka olmak zorundasındır!

2.Etap:

Final tarihleri açıklanmıştır, o ilk haftasonunda asla ama asla hiç bir kitabın kapağı açılmaz! Çünkü daha finallerin başlamasına 1 hafta vardır, planlarda 1 hafta boyunca tüm derslere gitmek vardır - bir bütün dönem gitmemiş, sadece 1 hafta gidecek bak, dikkatini çekerim- Ha bir de, haftasonu yani, ne bokuma ders çalışcak ki bir hukukçu?

Pazartesinin geldiği anda; sabah uyanmaz o hukukçu. Uyumaya devam eder ve yine gitmez!! Uzaktan eğitim görüyormuşçasına, uyanır, kalhvaltısını falan eder, elalem okulda olsun, onu bağlamaz. O cool'dur çünkü! Sonra tam böyle sigarasını içerken, yanına bir adet Yusuf yaklaşır ve, "ananı bellicem senin finallerde hahahah" der! ve o an Cool hukukçu farkeder!

SİKTİR, HAKİKATEN FİNALLER GELİYOR!!

Hemen bu tarz düşüncelerini Facebook'ta, Twitter'da yaymaya çalışır ki; kendisi gibi cool hukukçular yorum yapsın, yalnız olmadığını hissetsin. Götünü biraz daha yayabilecek dayanaklar bulsun.
"Mehmet henüz başlamamış, demekki çok geç kalmadım. İpek halen notları bile almamış, hallederiz demek ki" diyebilsin!

3.Etap:

Son bir kaç gündeki rahatlığı hafif hafif bozulmaya başlar, "okula gideyim de, bari kendime verdiğim sözü tutmadım, son haftada bile derslere girmedim, giren insanların notlarını bulmalıyım lannnn" telaşı başlar.
Deli danalar gibi not arar! Tek not ile yetinmez, her ders için 2-3 not alır ki, vicdanı rahat etsin!!

Bir servet ödediği notları toparlar ama unuttuğu nokta şudur:

Finallerin başlamasına 1-2 gün kalmıştır!!!!

4.Etap:

Siktir lan, tüm notlar elimde, ama hangi birini okuyacağım! Şimdi önce ceza var, önce onu okusam, olmaz abi usul kitabını okumam lazım, o çok kalın! İş hukuku nolcak, onu da halter niyetine kullanıyordum da, okumaya kalksam 3 günümü alır. SİKTİR LAN!

Bu etap, "Ben şimdi ne yapacağım?" etabıdır.
Artık cool hukukçu farkındadır, finaller gelmiştir, o bir bok bilmemektedir, şu dakikadan sonra da çalışmak istese dahi süre yetmeyecektir.

5.Etap:

Özet bilgi aktarması etabıdır bu. Beynine özet bilgi yükler. Elindeki notlara göz gezdirir, azıcık konuyu kavramaya çalışır ve kanuna güvenir.

Cool hukukçunun en önemli özelliği budur : "kanunda herşey yazıyor yaaa" der! Ama hiç bir zaman da 100 almaz bir sınavdan! Lan madem kanunda herşey yazıyor, alsana 100!? Hem madem herşey yazıyor, bu hocalar ne sikim anlatıyor derste? Bu okula giden dersleri dinleyen öğrenciler ne öğreniyorlar? Olsun. Cool hukukçu hayatta Allah' inanmasa bile "kanunda herşey yazıyor yeeaa" düşüncesine inanır!!

6.Etap:

-"Kanka ben bu gece sabahlicam ya, uyuya falan kalırım beni de uyandırsana."
- "Okey ben uyandırırım da, bişey sorcam abi, taksirler adam yaralayan işçinin kusursuz sorumluluğu olur mu?"  --- Siktir, bu böyle değildi! Hepsi birbirine girdi lan, ceza mı , iş hukuku mu, borçlar mı?
AMINA KOYAYIM, BEN NE YAPICAM?!!

7.Etap:

-"uyan kanka uyan, geç kaldık geçççç!!!"
- "abi son kez okuyamadık."
-"lan son kez okusak ne yazar, ne biliyoruz da son kez okuyoruz?

Dur bir sigara içelim de öyle girelim.

8.Etap:

Sınav sonrası etabıdır bu. Hiç uyunmamıştır ve bir gün sonra da başka bir final vardır.
Cool hukukçuların cümle hep aynıdır.

"Bok gibi geçti amına koyiim ya, of yarın da usul var, siktir şimdi eve gitsem uyusam biraz, sonra sabahlarız, sıçtık! Neyse önümüzdeki finallere bakcaz artık, şimdi sikilmiş götün davası olmaz, geçti bitti, hadi yarın görüşrüz cool'lar :) "


Kendime not:

Finallerin başlamasına an itibariyle 7 gün + 5 saat falan kaldı. Gayet cool'm. Yarın Pazartesi ve ben Selin diye bir arkadaşım ile buluşacağım mesela, dedikodular birikti tabi takdir edersiniz ki. Finaller geliyor diye aşk hayatımı yabana atamam. Salı'da yapmam gereken fuzuli işler var, ama anlamış olacaksın ki tüm fuzuli işler, derslerimden önemli. Çarşamba falan giderim işte okula, dur babamdan para alayım da, çok tutar şimdi onca not. Sonra bakarız duruma ya.
Geçeriz abi, nolcak? Topu topu Final lan! Her zaman dediğim gibi; SOMUT OLAYA BAKMAK LAZIM! sonra zaten kanunum da var. Kasmayın yahu, GEÇERİZ!!


Sevgiler,
Bir cool hukukçu

19 Mayıs 2012 Cumartesi

buzlu badem lazım mı bebişim?

Çok merak ettiğim bir husus var: "Acaba çok mu mutlu şuan?"
Hani çok mutluysa, bir koli buzlu badem yollayacağım da kargoyla, tek eksikleri odur belki diye. Hani buzlu badem yani, bir taraflarına sokmazlarsa olmaz ama, dimi?

18 Mayıs 2012 Cuma

Sadece bir an.

Bazen tek bir an geliyor,
Hayatımda tanıdığım en bok kafalı herifi özler haldeyken buluyorum kendimi.
Neyini özlediğimi bilmeksizin, sadece "onu" istediğimi farkediyorum,
Sadece bir an...
Sonra baktığım resimleri kapatıyorum,
İçimden bir parçanın daha kopup gitmesine izin veriyorum.
Zamanla hiçleşiyor zaten duygularım..
Ama arada bir an, sadece o lanet olası bir an geliyor,
Sikip atıyor tüm devam etmişliğimi!
Üzülmüyorum sonra, sigaramı yakıyorum, ona küfretmeyi bırakıyorum.
Küfredince geçmiyor çünkü içimdeki, o bir an..
Ve yine, devam ediyorum.
Bir dahaki "o bir an" gelene kadar..

Sevgili Miko, canımsın.


Sevgili Miko;

Şuan İstanbul'un anasını belledin. Öyle bir yağdırıyorsun ki hani, görende depresyondasın sanır. Bak bebeğim hani hatırlatmak bana düşmez tabi de, Mayıs ayındayız, ama senin dengesiz ruh halin yüzünden biz de dengesizleşiyoruz. Mesela sen dün alev alev yakıyordun beni, bugün deliler gibi ıslatıyorsun. Beni ıslatmanı geçtim bak, orada sorun yok da; şimdi sen böyle insanları ıslatıyorsun diye insanlar dışarı çıkmıyorlar ve evde duruyorlar. Sevgilisi olanlar evde olunca ne yapıyorlar peki biliyor musun? Sevişiyorlar. Bok mu var yağdırıyorsun sürekli?

Hani burada yağan yağmurda sokağa çıkamayıp, evde yalnızları oynayanlar, sevgilisi olmayanlar falan; sana nasıl küfürler ediyor hiç düşünüyor musun? Valla ben senin yerinde olsam düşünmek istemezdim be Miko, hani şöyle diyeyim yatacak yerin yok! O derece.

Şimdi ben evimde oturuyorum, sağ elimle de solumu avutuyorum. Sen yağdır bebeğim, sen yağdır. Bok var çünkü.

Bu şarkı da benden yağmurda evinde oturmuş, birbirine sarılan çiftlerden olamayan; sağ elini soluyla avutanlara gelsin.

Sevgiler,

Güven zordur azizim..

Güvendiğiniz anda, illa ki biri gelir, o güveni alır götünüze sokar. Hayat böyledir. Ne zaman "tamam" derseniz, o zaman eksik bırakılırsınız. Adaletini sevdiğimin dünyası...

Çok zor lan. Aşk acısı falan tırt bak, güvensiz kalmak hayatta, inançlarını kaybetmiş olmak, çok zor. Biri gelip öyle bir yıkar ki bazen sizi, o insan hayatınızın dönüm noktası olur. İyi anlamda değil ama, leş bir anlamda.

Öyle bir umutsuz bırakır ki, öyle bir inançsız; ondan sonra İngiltere prensi gelip, "köpeğinim, aşığım sana" dese, ı ıhhh, olmaz! Öyle boktan bir duygudur bu yıkılmışlık.

Yani diyorum ki; güven duygusunu sikmeyiniz, yani diyorum ki, siz bunu yaptıktan sonra biz devam edemiyoruz hayatımıza, sizin yüzünüzden belki de nice insanları uzak tutuyoruz kendimizden. Sevaptır lan, insanlık namına yapmayınız yani. Sonra da, "ah neden böyle bu kız?". Cevaplamaktan yoruldum sizin yüzünüzden. Bak gül gibi insanlar tanıyorum, sayenizde, "güvenemem ben" demekten, insanları yargılamaktan, her harekette yalan aramaktan gına geldi.

Bok kafalılar sizi.

Güvenmek zaten zor bir oluşum süreci, zor bir evre. Bok mu lan, zar zor güveniyorum, tamamdır diyorum, ne zaman "kendimi emanet ettim sana" diyorum; anamı belliyorlar. Hayır salak, sonra da "neden güvenmiyorsun?". İşte bu yüzden. Ben güveneyim, sonra sende bazı nacizane dostlarım gibi, bazı nacizane ex'lerim gibi, gel, en ince noktamdan vur. Utanmadan 5-10 kez vur hemde dimi? Yok yavrum. YOK! bundan sonra güvenmek yok!

17 Mayıs 2012 Perşembe

Günaydın bebeğim.


"Günaydın sevgilim, kahvaltıdan önce biraz daha sevişelim mi?" diyenler; biz sizinle finallerde görüşücez. Hadi bu sabahta bu "nah" size gelsin.

Boynuzlar mı? Heee, onların da icabına bakınız olur mu?

Sevgiler,

Herşeyin başı, su!

Herşeyin başı su. Evet!

Bu sabah duşa girdim.. Dur lan, sakin ol, erotik bir şey anlatmicam. Bak hemen gözleri açıldı. Dur!

Duş'tan çıktım, kulağıma su kaçmış. Ama yani herşeyin başı su dedik, evet de; bu fil gibi cüssemle zıplıyorum zıplıyorum, çıkmıyor. Alt kattakilere deprem etkisi yarattım da, çıkaramadım o suyu bünyemden. Tam bir eski sevgili yemin ediyorum! Bünyeye bir giriyor, sonra bir daha çıkmak bilmiyor gerizekalı.

Şimdi tüm gün, ağrı da yapar bu. Neyse, olsun. Herşeyin başı "su" neticede!

16 Mayıs 2012 Çarşamba

Yatağın soğuk tarafı mı? Aman..

Yatağın soğuk tarafını dert edenleri hiç anlamıyorum. Bok mu var, illa biriyle mi yatmak gerekiyor? Soğuksa soğuk, yazın da kıvranırsın ama; "ay bebişim az yana kay, çok sıcak oldu" diye.

Bence iyi yönünden bakın gençler. Şimdi siz mal'a bağladınız, eski sevgilinizi düşünüp, "yatağın soğuk tarafı dırıdırımm" diye diye nerdeyse bilekleri keseceksiniz de; azcık beyninizi kullanın. Rahat rahat yatacaksın arkadaşım fena mı?

O terlesin. O pişik olsun hatta. Yatağın soğuk tarafını hiç bulamasın da isilikler çıksın her tarafında. Oh!

Kendin gibi..


Parmaklıkların ardı gibi bakışlarındaki sessizlik,

Duymak istediğim sadece tek sözcük..

Bağırma, haykırma bak bana sadece..

Tut elimden her zaman ki gibi içten,

Dokun tenime, masumca dokun ama incitmeden,

Ve sen sadece sev beni,

Nereye gidersen git,

Sev beni sadece kendin gibi yürekten...*

3 harfli lan, boru mu?

Hayatıma giren 2 adam oldu, ikisinin ortak özelliğini söylüyorum:
İkisi de çarptı geçti! Bu zaten hani olmazsa olmazı da; daha da önemlisi ikisinin de ismi 3 harfli.
Annem hep derdi zaten "3 harflilerden uzak dur kızım, çarpar bunlar" diye.
Neymiş demek ki; 3 harflilerden uzak duruyor muşuz gençler dimi?

Gelecekteki sevgilime not: Allahını seviyorsan 3 harfliysen gelme bebişim, bünyemin alerjisi var sizin gibilere.

Ne bitti dersiniz?

Ne bitti derseniz eğer, biten çok şey var.

Mesela kocaman bi “o” yok. En önemli biten şey o sanırım.

Onun evinde yediğim ekmek yok en basitinden. Nişantaşına gidip 5 tl vermek zor gelir şimdi, uğraşamam o ekmeği almakla. Güzel ekmekti ama bak, farklıydı yani.

Sonra mesela “bugün ne giysem?” izlemek de yok. O benim bacaklarıma uzanmazken, ben tek başıma mı karıları izleyip “bok gibi giyinmiş bu” diyeyim? ondan yok işte.

Çin lokantasında yemek yemek de yok. Japon muydu acaba? Ne bileyim işte, o çubukları ters tutup noodle yemeye çalışmak yok mesela.

Köpeğimin görünce götünü başını ayrı bir sallama durumları da yok bayadır. Ağacın altında bekleyen yok, sanırım o yüzden. Köpek gibi yürüyor işte, normal yani. Ekstrem hoplayışlar sergilemiyor evden çıkarken.

Evime gelen boyum kadar çiçekler de yok. Zaten çok pahalı görünüyorlardı, onun için daha iyi oldu sanırım. Annemin aldığı çiçeklerle idare ediyoruz biz de işte, işin boktan tarafı annem çiçeklerin üzerine “seni seviyorum özgem” yazılı kart bırakmıyor ya, orada sıkıntı çıkıyor işte.

Bir mağazanın önünden geçerken, “şu gömlek ona ne kadar yakışır yaa” dediğimde para harcıyor olma durumlarım da yok artık. O beğendiğim gömlek mankenin üzerinde kalıyor, gidip almam gerekmiyor. Hevesler de yarım kalıyor yani.

Kaşar peynirinin üzerine bal dökmekde yok. Kilo alıyordum zaten, siktir et, yemiyor olmam daha iyi.

Hasta olduğumu duyunca, bakkala gidiyorum diye haber verip, kapımda biten biri yok mesela. Hastalık zor şey bak. Annem arada çorba falan yapıyor da, insan tabi bekliyor hasta olunca, bir anda süpriz biri kapında belirsin istiyor. Neyse işte, o da yok.

Mektup yazan yok. O en boktanı bak. Durup durup geçmişte yazdığı onca sayfaya bakasın geliyor, yok çünkü. Neyse boşver, hukuk kitaplarımı okumam lazım zaten, mektup okumaya da vaktim yok benim de.

Nişantaşı’ndaki Nero yok artık. Hala orda duruyor orası da, benim için yok işte. İstanbul haritasından sildim attım. Neyseki başka şube’leri var da, eksikliğini çekmiyorum çok.

Ders çalışırken bir anda mesaj gelme durumları oluyor da, kimse durduk yere “iyiki varsın, sen olmasan ne yapardım” demiyor. İyiki var olduğumu hissettiğim mesajlar da yok.

Scrabble oynamak yok bak. Çok önemli bu. Baya baya kelime haznemi geliştiremiycem, gerizekalı oluvericem bak. Scrablle oynamanın da yok olması, iyi olmadı.

Akşam yemeklerine çıkmak da yok. Böyle süslenip püslenip romantiklik yaşadığımız o akşamlar yok. Ama hala eve erken dönmek zorunda oluşlarım var, neyse ki o hala duruyor bak. Babadan gizleme durumları yok ama, adam zaten farkında; ne kadar “yok” olduğunun.

Sanırım yanında hiç sıkılmadığım insan yok. Herkes sıkıcıymış bakıyorum da, içtenlik yok. Sıkılmadan vakitler geçirdiğim insan, yok.

Ha mesela evcilik oynamak da yok. Beraber yemekler yapmak, sonra o yemekleri yerken şarap içmek de yok. Ucuz, pahalı farketmez. Lanet olası o akşamlar yok artık.

Fiki fiki yapmak yok mesela. Onu öpmek yok, onu koklamak yok, onu yaşamak yok.

Ne bitti derseniz, o bitti. Ne yok derseniz, o kadar çok şey “yok” ki, saymakla bitmiyor sanırım. Ama var olan bir şey var; iyiyim. O yüzden bunca “yokluğa” rağmen; bunca olmayanların arasında, olan tek bir şey var: İyiyim.

Onca anıyı bana bırakıp siktirip gitmişse o, iyi olmamam için hiç bir neden “yok” çünkü! Bunca yokluğun içinde, onu özlemem için hiç bir neden yok?! Dimi?

Bence de…

I'm a law student and I know it. Bu böyle değildi sanki?
I'm sexy and I... Of sikeyim, hukuk okumaktan sexy olmaya vakit mi kaldı!

Büyümek zor işmiş..

Tarihleri bile bilmiyormuş zihnim bu zamanda. Büyümek zor işmiş, yürek istermiş. Bi ben ayak uyduramadım geçen zamana.

Çocukken herşey farklıymış, daha kolaymış herşey. Ağladığın şeyler sınırlymış mesela, annen sana bağırınca ağlarmışsın, ya da parka gidemedin diye. Ama ağlamak sadece gözünden akan yaşmış, yürek mevhumu devrede değilmiş küçükken. Mantık neymiş bilmezmişsin. Çocukken tek derdin oyunmuş mesela, kim bilirdi ki o oynadığın oyunların bigün farklılaşacağını. Hayat daha farklı bi oyunmuş, oynadıkça kaybolduğun, kayboldukça yeni bir oyuna girmek zorunda kaldığın bi yermiş dünya. Kalleşlik neymiş, ölümler, kaybedişler neymiş öğretirmiş hayat sana. Ya seve seve öğretirmiş, ya da zorla. Ama öğretirmiş sana, oyun nasıl, kim piyon serermiş önüne. Seçme şansıda çok vermezmiş sana, hayat işte deyip geçip gidemezmişsin. Büyümek zor işmiş.. Çocukken masummuş herşey, gözlerinin gördüğü kadarmış inandığın, beyninde kurgulamazmışsın, yargılamazmışsın olup biteni mesela. Şimdi ki oyun öylesine karmaşık , öylesine gerçek ki. Gerçek olduğu için bu kadar can yakıyor zaten. Evet, bi zamanlar bende çocuktum, şimdi çocuk kalmak istesem de inatla büyütüyorlar beni. Yaşatılanlarla zorluyorlar beni de bu oyuna, içine çekiyor sanki bir girdap. Büyümek zor işmiş... Kaybedişler acıymış. Hatalar, yaşananlar daha ağırmış. Her kaybedişin üzüntüsü büyümen ile doğru orantılıymış. Bıraktığı izler aynı orandaymış. Çocukken oyuncağını kaybettiğinde 2-3 güne geçermiş o kaybedişin bıraktığı iz, çünkü çocukmuşsun işte. Kirletilmemiş bi hayattaymışsın. Şimdilerde kaybettin mi, öyle çok sürüyor ki atlatması.. Pencereden bakınca, o sokaklar o evimin altındaki büyük agaç; hep bişeyler gizliyor içinde. Birileri geliyor, birileri gidiyor hayatımdan, bu oyunda bi ben sabit kalıyorum, diğer oyuncular değişiyor.Ne garip; bitmez sandığın herşey bitiyor. Hayatta bitiyor zaten. Ne kadar büyük bi hayal kurmuşum ben çocukluğumda, bitmez sandığım herşey nasıl da bitti. Tek sıkımlık canım var, nasıl olsunda bitmesin ki.. Bi gün benim nefes alıp verişim bitecekse eğer, bi gün bu yürekte duracaksa eğer; herşey biter. Hayat bu çünkü; başı var bir de sonu. Öylesine kısa, öylesine beklenmedik ki yaşananlar.

Eğer bi gün "ben" bile biteceksem, sen bende nasıl hiç bitmeyeceksin? Sana tek sormak istediğim soru bu. Ama boşver; ben cevap vereyim senin yerine.. Geldiğin gibi gideceksin, bi gün elbet sende biteceksin. Çünkü yaşam denilen şeyin bile bi sonu var iken, senin de olacak. Bunu da öğrendim. Büyümek zor işmiş be, ayak uydurmak bu oyuna; yürek istermiş. Öylesine güçlü bir yürek istermiş ki hemde; seni bile kaldıracak kadar güçlü bi yürek gerekmiş.. Biteceğini bile bile yeniden başlamak gerekmiş oyuna, takii son nefesini verene kadar devam edeceksin bu kayboluşa...


Boşa mı bağrınıyoruz lan burda "öküz sevmek zordur" diye!? Zor işte.



Merhaba Hukuk Fakultesi;
Allah belanı versin, emi?
Sevgiler...

Özledim be..


Özledim be...

Nasıl oldu bende bilmiyorum, hiç yoktun, tamamen yoktun, bir anıydın sadece, hatta o bile olmuyordun kimi zaman, sıradan geçen bir adam oluveriyordun zihnimde. Ruhuma kattığın ne mutluluk kalmıştı hatırlanacak, ne de hüzün. Bitmiştin, gitmiştin. Gideli çok olmuştu gerçekte, ama benden de gitmiştin. Emindim.

Sen yoktun.. Sonra derken, bir anda, çok manasız bir zamanda ismin geldi dilimin ucuna, elim telefona gitti. Neden ki?

Sadece çok fazla bir özlem duydum içimde, sana dair. Ama çok uzun sürmedi, seni aramayacağımı bile bile, yine de istedim. Sesini duymayı. Neye yarar ki?

Keşke bu kadar çok tüketmeseydik birbirimizi, belki o zaman "özledim" diyebilirdim.

Ben bu gece, seni çok özledim...


kocaman bir yokluk..


Bir türkü var dilimde, her bir kelimesi ayrı ayrı işliyor içime.. "Kardeşlerim yollarımı bilse de gelse..." diyor.. Hani böyle vuruyor yüzüme, yoklar! Yol, iz bilmez ufacık kardeşlerim yoklar. Sonra diyor ya "annemin yelkeni olsa açsa da gelse.. babamın bir atı olsa, binse de gelse.." bunlara gerek yoktu be. Bir telefon yeterdi belki, bir gülüş.. Ama yok be. Hani nasıl bir duygudur bu aile özlemi, aile hasreti.. Varken yokluğu yaşamak, yalnızken, türkü dilimde... "Hem annemi, hem babamı, ben köyümü özledim..." köy möy diil de be, bi inönü caddesi olsa, bi pazar kahvaltısı, mesela yine bir arkadaşım eve gelince dese ki; bu evde ses hiç bitmez mi? bitmez olsa keşke.. Keşke o curcuna da olsam bir gün.. Olsa be yaaa, olmaz ya...

Türkü dilimde...

Yalnızlık zor be arkadaş, yalnızlık vahim şey doğrusu.. Nasıl bir yalnızlık dersen bu, bu kalabalık içinde yalnız kalmak gibi. Telefonun ucunda bir çok dost, bir çok arkadaş, her anlamda yanımda olan onca insan, canımdan çok sevdiğim Moni'm... Hepsi varken, neden bu yalnızlık? Yok be arkadaş, annemi özledim ben.. "Hem annemi, hem babamı, ben köyümü özledim..."

Türkü dilimde...

Benim pişirdiğim yemekler bi halta benzemiyor. Babamın aldığı peynirler yok. Annemin börekleri yok. Nişantaşında ki Aslı Böreğe gidip anne böreği aramaktan bıkmak ne demek bilir misiniz? Yok be işte, yok. Maddi şeyler bunlar, geçer gider. Benzer tadlar bulunur, karın doyurulur da, anne sevgisi, baba özleminin benzer bi tadı var mı be arkadaş? Yok be, yok!!

Ölüm gibi değil bu, yoklar ki diyemezsin. Bedenen var olup, ruhen yok olmak bu..

Türkü dilimde...

Ve yalnız bir yola çıkmışsan eğer, hasta olunca başında bekleyen bir annen yoksa; bitmişsin arkadaş. Basit işte, ailen yok. ve bu aile yokluğu ne demek bilir misin sen? Türkü olur işte dilinde hep, bağırmak istersin avaz avaz sokaklarda, çıkmaz sesin. ağlarsın, durmadan ağlarsın. Resimler asılı olur odanda, ve ne vardır bilir misiniz? Büyükler hep doğru söylermiş; insan kaybedince anlarmış değerini...O iki insanın yokluğu, kardeş yokluğu.. Hepi topu 4 insan dimi? Sadece 4 insan var şu hayatta, yoklukları kocaman olan, içimde...

Türkü hep dilimde,

"hem annemi, hem babamı, ben köyümü özledim..."

11 kasım 2011

Aşk ve Sevgi Farkı...


Aşk yaz ile kış arasında gidip gelir, sevgi ise ya ilkbahardır ya sonbahar.

Aşkı yaşamış insan bidha sevişmekten zevk almaz, aşk ile sevişenler tutku ne demek bilirler. Sevgi ile sevişmek uzun sürer, aklınızdan sorular geçer, aşk ile sevişen sadece tek vücut olduğu için şükreder.

Aşk bi sabah uyandığınızda gördüğünüz sevgilinizin dünyadaki en güzel kişi olduğunu düşünmenizi sağlar, sevgi ise uyanışlara pek takılmaz, extra bi duygu içermez içinde.

Aşk karşındakini öldürmektir aslında, sevgi kol kola yürümektir. Aşık insan öldürür sevdiğini kimi zaman, nefretle öylesine yakın duygulardır ki.

Aşk dengesizliktir, hem vazgeçmek hem de vazgeçememektir. Kısacası iki ucu boklu değnektir; hep mantık ile kalp arasında gidip gelmektir. Aşklar asla mantık ile kalbin dengede olduğu durumlarda olmaz, illa biri diğeriyle çatışmada olmalıdır.

Aşk varlıkta da yoklukta da gözyaşı akıtmandır, sevgilerde gözyaşı değil gülümseme vardır. Aşklar sigara gibidir, içine çektikçe ciğerlerin yanar, hissedersin ama inatla daha da çok çekmek istersin. Aşk bağımlılıktır aslında.

Aşklar mesafelere asla yenik düşmez, yıllara geçen zamana yenik düşmez, tek bi an bile yeter aşıklara, sevgi ise huzurdur yanında bulduğun. Arkadaşını da seversin zaten, sevdiğinle dertleşirsin küfredersin kimi zaman, sevişirken bitse de yemek yesek dersin mesela; aşklar öyle değildir ona bakarken gözlerin parlar, bakmaya kıyamazsın.

Aşklar sadece kalbin değil; ruhunda bedenin de titremesidir. Görünce deli gbi hızlanmasıdır kalp atışlarının. Elinin ayağının kesilmesidir mesela. İnsan sevdiğini görünce titrer mi? Asla.. Ama aşk tutkudur, yıllarca beyninde kurguladığın, sorulacak sorulara vereceğin cevapları önceden hazırladığın ama bi karşılaşma anında tüm cevapları unutup, bi anda onun boynuna atlayıp sarılmandır.

Seven insan bir diğer sevgili de “farklı” olanı seçer, aşık insan hep “aynı” olanı ister. Hep aynı tadı bulmaya, aynı kokuyu koklamaya çalışır ve aşık oldğu ile yaptığı her şeyi tekrar tekrar yaşamaya çalışır, karşılaştırma yapar ve hep eksik parçaları o aşık oldğu insana benzeterek bulmaya çalışır. Seven ise yeniden sever zaten, aynı olsun diye bir arayışa girmez, onun kafası rahattır. Sarışınla gezer, kumralla gezer ama sonunda esmerle de gezer.. O geçmişe bağlı kalmaz, aşk ise bağlı değil bağımlı kalır geçmişe…

Aşktan doğan bebekler Denizler kadar Derin olur, sevgiden doğanlarsa denizler kadar engin. Aşklar bir yere mıhlanıp kalır, derinde biyerlerde hep saklanır; sevgilerse geniştir, başı ile sonu pek gözükmez.

Aşklar ego’nun bittiği noktadadır. Aşık insan önce ben değil önce sen der. Aşık insan kör gözlere sahiptir; ona göre karşısındaki kişi prenstir, prensestir, melektir..

Aşklar intikam alır, sevgi ise almaz. Çünkü aşk acıtır, hırs en derinlerde saklanır. Sevgi ise yüzeyseldir, hırsa yer yoktur sevgide, o zaten huzurdur. Aşklar en huzurlu uykuyu onla yaşamaktır, ama en huzursuz yaşamı paylaşmaya çalışmaktır. Aşk yalnızca susarken huzur verir, çünkü aşık insan karşısındakinin her lafına, her hareketine başka anlamlar yükler. Bu marul desem, o lahana der. Kısaca aşklar anlaşamazlar… Sevgi anlaşmaktan doğar zaten; anlaştığın, zaman geçirirken kafan rahat olduğu için seversin. Aşıkların kafası asla rahat değildir, hep irdelerler.

Aşk karşındakinin canı yandığında aynı acıyı hissetmendir, sevgi ise karşındakinin yanan canını teselli etmen ve yardım etmenden ibarettir.

Aşk rüyalarda bilinçaltına saklananlardır mesela, sevgiler bilinçaltına ittiklerinde değil bilincin açık halinde bulunur. Aşk bir dha yıkılacağını bilsen bile, seni öldüren kişiyi hep affetmeye çalşmaktır. Aşk çırılçıplak kalmaktır, ego’yu silen tek şey aşktır.

Aşk savunmasız kalmaktır, karşındakini 4 üzerinden 5 verebilecek derecede muhteşem bulmandır, ve aşk hep sineye çekmektir kötüleri..

Aşklar resimlere bakınca değil kalplerine bakınca ağlar, nefes alamama durumudur. Hep sırtında bi bıçak varmışçasına sürünmendir.

Sevgiler kılıç saplamazlar; onlar sırtını sıvazlarlar. Aşkı yaşayan insan bidha aşık olmaz, aşkı yaşayan insan bidaha tam yaşamaz. Hep bi tarafı eksiktir, hep kan kaybeder.

Aşık insanlar engelliler gibidir; yürümeyi koşmayı şarkı sölemeyi resim yapmayı unuturlar, aşk ızdıraplı bi duygudur. Sevgiler ise gitar teline dokunmaktır. Aşkı yaşayanlar hayatlarının her anında bi başka yaşarlar, bi farklı bakarlar..

Suladıkça büyümeyen çiçekler bahçesine sahiptir onlar, aşıklar dönülemez bi yola girenlerdir. Ve bi gül tarlasında, dikenlerin kanatmasını isteyenlerdir, dikeni olmayan gül olmaz çünkü, onlar mazoşizmi severler aslında.

Aşıklar alkolü keyiflenmek için değil efkar yapmak için içerler, sevenler alkol alınca dans eder. Aşıkların elbet ki eli telefona gider, sevenlerse alkolün etkisiyle bi an önce öpüşmek ister, kim olursa olsun fark etmez..

Aşıklar canından dha çok değer verir, sevenler değerlerini kendi şekillendirir. Aşıkların kendilerinin şekillendirmesi gbi bi lüksleri yoktur; çünkü aşıktır onlar. Her zaman için en değerli şey o canlarını en çok yakandır.

Aşklar akşam yemeği gibidir; her millette her akşamda canının istediğini yemen gibidir; sevgiler ise kahvaltı gibidir, hep aynı tatlar barındırır içinde.

Kısaca; her mutluluk birbirine benzer ama her mutsuzluğun kendine özgü bir hikayesi vardır..

Ve aşklar asla mutlu sonlarla bitmez.

Özge,

çamaşırları toplama zamanı

Aşk, bardaktan boşalırcasına yağmaya başlayan yağmuru farkettiğin an; balkona koşup kurumuş çamaşırları alman gibidir. Zamanında almadığın için, sırılsıklam olmaları için yağmurun yağmasını beklemek gibi.. Öylesine telaşlı, öylesine beklenmeyen…


Gözlerinin altı ne kadar morarmış olursa olsun, torba torba olsun, ninem gibi görün; kalemlerin de aksın. Çok çirkin görün anasını satiim, ne fark eder. Gözlerin parlıyorsa, iyisindir.
Gerisini siktir et.

acıların kızı “on”.
Ay bu regl denen şey önce “geliyorum” diyor, bi 3-4 gün ha geldi, ha gelecek diye dürtüyor ağrılarıyla. Sonra geliyor, o zamanda da can çekiştiriyor. Ne kdr gereksiz bir şey bu regl. Hiç sevmiyorum kendisini, ama beni hiç terketmiyor. Ne zaman ayrılsak onunla, hooop 3 hafta sonra, bilemedin 1 ay sonra yine benimle. Aslına bakarsan, acı fln veriyor da, sanırım tüm sevgililerden daha sadık bu regl.
Canım ya, kıyamam. Bak şimdi kızasım gelmedi ona. En iyisi çikolata falan yiyeyim de, suratıma azıcık neşe gelsin. En nihayetinde tüm sevgililerimden daha öte sadık bana, ben şimdi nasıl kızayım ona? Nefret etmeyeyim bari. Dimi?


Alkolü aklındakilerle mi içtin, yoksa yanındakilerle mi? Derken…
Ve sen, kaç aşktan ceketini alıp gittin şimdiye kadar?


Yat yatağa. Ruhunun kaç parçaya bölündüğüne bi bak. Kendin misin, bi bak?
Kaç masken varsa şu hayatta, tak hepsini ardarda. Yetmez! Kendin gibi olamadıktan sonra; hayat güzel gelmez.
Pokerface.


İnsanın en yalnız anında dahi, yatakta yalnız uyumaması güzel bir duygu. Biraz gereğinden fazla tüylü falan ama idare ediyoruz yani. Hem de dil bilem atabiliyor bana, öpüşüyormuş hissini dahi yaşayabildiğime göre sorun yok.
Yani diyorum ki, hemen felsefeye bağlayayım da anlayamayın : Yalnız kalmak, yalnız kaldığın anlamına gelmez her zaman. Bir dil atan köpeğin varsa eğer, herşey yolunda demektir.